| BİRLEŞİK KAFKASYA ENSTİTÜSÜ |
M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki KuzeyEK GOTHARD JASHKE 1916 LOZAN KONGRESİ’NDE RUSYA MAHKUMU MİLLETLER Kuzey Kafkasya milli kurtuluş hareketinin organı "Severnıy Kavkaz" (Şimali Kafkasya) dergisinin Aralık 1935 tarihli 20. sayısında şu bilgiyi okuyoruz (*):"Eski muhacirlerimiz arasında Kafkasya kurtuluş an'anesi derin ve hakikidir. Unutmamalıyız ki, günümüzde ilk "Kafkasya Komitesi" eski muhaceretin girişimi ile meydana gelmiş ve o, bütün Kafkasya ölçüsünde beynelminel mahiyette ilk siyasi teşebbüste başlıca rolü oynamıştı. 1915'in Aralık ayında "Kafkasya Komitesi"nin aşağıdaki azadan ibaret bir heyeti Berlin ve Viyana'ya hareket etmişti: Heyet başkanı Mareşal Fuad Paşa (Kuzey Kafkasya), ve üyeler -Prens Macabelli ve Kamil Bey Togiridze (her ikisi de Gürcü), İsa Paşa ve Aziz Meker (Kuzey Kafkasyalı) ve nihayet Behbutof Selim Bey (Azerbaycanlı). 1916'nin Ocak ayında merkezi devletlere verdiği muhtırasında (1) bu heyet, Kafkasya milletlerinin ahvalini şerhederek, Kafkasya'nın kurtarılması ve dört devletten ibaret bir konfederasyon halinde kurulması için "Kafkasya Komitesi"ne yardım gösterilmesini rica etmişti." Doğrudur, "Kafkasya Komitesi" kısa bir çalışma döneminden sonra dağılmıştır, fakat bu gelişme ilk Kafkasya birliğinin Kuzey Kafkasyalı katılımcılarının iradeleri dışında gerçekleşmiştir. Eski muhaceretin neşrettiği eserlerin birinde bu dağılma şu şekilde tasvir edilmektedir: "Dünya savaşı sırasında Gürcülerle Azerbaycanlılar çekildikleri için komite adını değiştirmeye ve "Türkiye'de Şimali Kafkasya Siyasi Muhacirleri Komitesi" ünvanını almaya mecbur oldu. Gürcüler Almanya'dan, Azerbaycanlılar Türkiye'den yardım almak ümidiyle çekilmişlerdi"... Bu komitenin temsilcileri 1916'da Lozan'da toplanan Milletler Kongresi'ne iştirak etmiştir. Kongre, Şamil geleneğinin takipçisi olarak addettiği heyeti coşkun tezahüratla alkışlamıştır. "Kafkasya Komitesi"nin Berlin, Viyana, İstanbul ve İsviçre'de çalıştığı aynı senede, merhum Yusuf Akçura Bey tarafından İstanbul'da "Rusya Mahkumu Müslüman Türk-Tatarların Hakkını Müdafaa Komitesi" adıyla büyük bir siyasi teşkilat kurulmuştur. Bu komiteye Azerbaycan Türklerinden Hüzeyinzade Ali, Kırım Türklerinden Mehmet Esat Çelebizade ve Buharalı Mukımeddin Beycan Beyler dahildi. Bu faal üyelerden başka komitenin çalışmalarında Kafkasya Türklerinden diğer bir çok ünlü simanın, mesela Azerbaycanlı Ağaoğlu Ahmet Beyin payı da vardı. Komite mensupları Türkiye, Bulgaristan, Almanya, Avusturya - Macaristan ve İsviçre'de konferanslar vererek kamuoyunun dikkatini Rusya mahkumu Türklerin feci vaziyetine çekiyorlardı. Bu sıralarda, belirtilen komitenin en mühim çalışma ve girişimlerinden birini Aralık 1915'te "Pester Lloyd" gazetesi matbaasında basılan ünlü bir muhtıra (2) teşkil ediyordu. Kamuoyunu uzun müddet meşgul eden ve siyasi odakların ilgisini çeken bu muhtırada özetle şunlar kaydediliyordu: "...Rusya, kendi tebaası bulunan Türk ve diğer müslüman halkların en doğal, meşru ve mukaddes haklarını zorla ellerinden almıştır. Onların kendi soydaşlarıyla her türlü temas ve ilişkileri yasaklanmıştır; mesela Kazanlı veya Kafkasyalı bir Türke, Türkistan ve Kırgız bölgelerinden mülk ve arsa satın almak kesinlikle yasaktır; Rusya'daki Türkler en mukaddes dini vazifelerini bile yerine getirmekten mahrum bırakılıyorlar, her çeşit kültürel ve milli eğitim imkanı onların elinden alınmıştır..." Muhtıra "...Elimizi göklere kaldırarak yalvarıyoruz, bizi Rus zincirinden kurtarınız!" sözleriyle bitmektedir: Şunu da kaydedelim ki, tam bir istiklal talebini içeren bu muhtıra Akçura - Hüseyinzade komitesi tarafından gerek bütün savaşan devletlere, gerekse tarafsız Avrupa devletleri ile Birleşik Amerika Cumhuriyetleri hükümetlerine verilmiştir. Fakat bu komitenin faliyeti, bahsedilen muhtıra ile bitmemiştir. Tam tersine, komite üyeleri propagandalarını daha da genişletmeye çalışarak konferanslar tertip ediyor ve kamuoyunu Rusya esiri Türklerin durumlarıyla daha derinden bilgilendiriyorlardı. Akçuraoğlu Yusuf Bey 12 Ocak 1916'da Berlin'de verdiği büyük bir konferansta (3) Rusya mahkumu Türklerin sosyal, ekonomik ve kültürel alanlardaki faaliyet arzu ve amaçlarını etraflıca izah ettikten sonra, Şehabeddin Mercani Zerdabi Hasan ve Gaspıralı İsmail Beyler gibi Rusya Türklerinin bu büyük ve tanınmış öncülerinin hizmet ve gayretlerini layıkıyla açıklamıştı. Akçura komitesi bütün Rusya Türklerinin kurtuluşu gibi o zamanlar gerçekleşmesi pek de kolay olmayan bir meseleyi ele alması bakımından pratik siyasi bir konsepsiyondan tabiatıyla uzaktı. Buna rağmen Rusya Türklerinin beynelminel boyutta bağımsızlığa doğru atılan ilk adım olması bakımından Akçura komitesinin tüm aksiyonları kuşkusuz dikkate değer, önemli bir girişimdi. Akçura - Hüseyinzade Komitesi ile yanyana çalışan "Kafkasya Komitesi" ise, bilakis, belirlenmiş ve şuurlu siyasi bir program dahilinde faaliyetini sürdürüyordu. Bu komite özellikle Kafkasya'nın kurtuluşu meselesiyle uğraşıyordu. Kafkasya'nın bağımsızlığı gibi önemli bir mesele o zaman, elbette, siyasi ihtimallerin ön sırasında bulunan günün aktüel bir problemi olarak algılanmaktaydı. Türkiye bu meseleyle sıkı surette alakadar bulunuyordu. 11 milyonluk Kafkasya'da sadece 6 milyondan fazlasının Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya'da yaşayan (Ermenistan'la Gürcistan'da bile yüzbinlere varan) ve Türkiye'nin Rusya üzerindeki zaferini dört gözle bekliyen bir Türklük olduğunu "İttihad ve Terakki" partisi elbette biliyordu. Ermeniler ayrı tutulursa, bütün Kafkasyalılar -Gürcüler de dahil olmak üzere- Rusya'nın yenilgisini yürekten arzu ediyorlardı. Rusya'nın iç durumundan mükemmel suretle muttalih olan merkezi devletler çarizmin çökeceğini ve buna takiben Rusya'da büyük bir fırtına kopacağını kesinlikle tahmin ediyorlardı. Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan böyle bir vaziyet karşısında gerek Türkiye, gerekse Kafkasyalılar için, ilk sırada Kafkasya probleminin günün aktüel meselesi haline geleceği belli idi. Mareşal Fuad Paşa başkanlığında çalışan "Kafkasya Komitesi", işte bu siyasi gerçek bakımından Türkiye ve Avrupa'da Kafkasya'nın kurtuluşuna yönelik şuurlu bir faaliyet ve propaganda yürütmekteydi. Kafkasya problemine ilişkin Macarca, Almanca ve Fransızca eserler çıkaran, basın vasıtasıyla iyi bir propaganda yürüten, savaşan ve tarafsız devletlere muhtıralar verip Kafkasya'nın istiklalini taleb eden, Avrupa'nın mühim siyasi çevreleriyle temaslarda bulunan ve Kafkasya ile doğrudan gizli bir ilişki tesis eden Fuad Paşa komitesiyle bunun etrafında çalışan Kafkasyalılar (4), sadece Kafkasya'nın Rusya'dan ayrılmasını değil, hatta bağımsız Kafkasya'nın gelecekteki siyasi idare şeklini bile düşünüyorlardı. Ve bu alanda artık açıklıkla Kafkasyalı milletlerin siyasi birliğini, diğer bir ifadeyle, bildigimiz konfederasyon düşüncesini propoganda etmekteydiler. Azerbaycanlılar Akçura Komitesinde çalıştıkları gibi (Hüseyinzade Ali Bey), "Kafkasya Komitesi"nde de az faaliyet göstermiyorlardı. "Kafkasya Komitesi" üyelerinden Azerbaycanlı Selim Behbud Bey (Behbulof) Bakü ve Karabağ'daki milli teşkilatlarla gizli ilişki kurmayı başarmış ve sonra belirli siyasi görevler için bir denizaltı ile Kafkasya sahillerinden Azerbaycan'a geçmişti. "Kafkasya Komitesi"nin faal döneminde Türkiye Ordusu'na (**) bilhassa Azerbaycan'dan gönüllüler akmaya başlamıştı. Gönüllülerin büyük bir kısmı genç Azeri aydınlarından ibaretti. Türkistan'daki meşhur isyanlar da bu zamanlara tesadüf ediyordu. Yukarıda adı geçen başka bir Azeri de (Ağaoğlu Ahmet Bey) "Kafkasya Komitesi"ne resmen üye olmamasına rağmen dünya savaşında (***) Avrupa'ya yaptığı seyahatler sırasında Kafkasya problemini propaganda etmekten geri kalmıyordu. Hüseyinzade Ali Bey ile birlikte Ağaoğlu'nun savaş döneminde İsviçre'de Kafkasya Türklüğü namına çalıştığı malumdur. Bu iki Azeri Türkü vatanlarının kurtuluşu için Avrupa devletlerine muhtıralar verip Kafkasya Türklerinin gerçek vaziyetini aydınlatmaya çalışıyordu.
"Kafkasya Komitesi" ile Yusuf Akçura başkanlığındaki komitenin faaliyeti sırasında idi ki, makalemizin başında bahsedilen "Lozan Milletler Kongresi" gerçekleşmiştir. Rusya’ya karşı yürüttükleri milli mücadelede gerek Akçura - Hüseyinzade ve gerekse Müşir Fuad Paşa komiteleri bahsettiğimiz meşhur "Lozan Kongresi" gibi çok mühim bir fırsattan da istifade ettiler ve burada başarılı çıkışlarda bulundular. Bu tavır Rusya mahkumu Türklerin beynelminel ölçüde ve hem de geniş bir Avrupa kamuoyu önünde ilk güçlü istiklal hamleleri idi. Acaba "Lozan Kongresi"nin önemi nedir? Milletler problemini inceleme amacıyla 1911'de Brüksel Bibliografik Enstitüsü direktörü Belçikalı Paul Otlet, Litvanyalı J. Gabrıys'le birlikte "Union des Nationalites" (Milletler Birliği) adı altında özel bir teşkilat vücuda getirmişlerdir. Bu teşkilat "Annales des Nationalities" (Milletler Takvimi) isimli Fransızca bir organ da tesis ve neşr etmekteydi. 1912'de Paris'te uluslararası boyutta "I. Kongre"sini yapan bu organizasyon, dünya savaşı başlayınca Antant ideolojisi tesirine kapılmaktan kendisini tabiatıyla koruyamazdı. Nitekim öyle de oldu. Bu yönü, "Union des Nationalites"in 26-27 Haziran 1915'te Paris'te Fransız bakanlardan M. Painleve'nin başkanlığında biraraya gelen "II. Kongresi"nde bütün çıplaklığıyla izlemek mümkündü. "Avrupa'daki küçük milletlerin kurtuluşu" parolası altında çalışan bu kongrenin bütün faaliyeti (çabası) o zaman sadece Almanya ve Avusturya-Macaristan aleyhine bulunuyordu. Fakat bu durum uzun süre devam edemezdi. Kurulduğu günden itibaren evrensel bir amaca hizmet etme arzusunu resmen açıklayan bu teşkilat, Rusya mahkumu milletlerin meselesini de kendi çalışma programına almak zorunda kalmıştı. Fakat dünya savaşı sırasında "Rusya'da milletler meselesi" gibi bir problem - çok dikkatli bir şekilde de olsa - Fransa'da sözkonusu edilemediğinden "Union des Nationalites" 1915 sonbaharında bütün faaliyet ve merkezini İsviçre'de bir çok benzer siyasi komiteler çalıştırarak bir çok kere "mahkum milletler"in hakkını müdafaa ile meşguldü. İsviçre'de yerleştikten sonra "Union des Nationalites" 27 Haziran 1916'da Lozan'da "III. Milletler Kongresi"ni davet etti. Üzerinde durmak istediğimiz bu enteresan kongrenin ilk oturumunda "Union des Nationalites" başkanı Paul Otlet teşkilatın çalışmalarına dair okuduğu dikkate değer raporunda bütün Rusya mahkumu milletlerin probleminden de bahsediyordu. Başkan raporunun bu bölümünde aynen şunları söylüyordu: "Rusya'da değişik değişik beş millet muhtariyet talep ediyorlar. Bu milletler Lehistan (Polonya), Litvanya, Letonya, Finlandiya ve Ukranaya'dan ibarettir... Rusya ile imzaladığı anlaşma Fransa'yı sessizliğe mecbur etmesine rağmen, Fransa en yüksek ideallerimizin sembolü olarak kalmaktadır... Fakat bir gerçeği açıkça söylemeliyiz: Rusya milletler hapishanesidir." ("La Russie est la prison des Nationalites") (5) Paul Otlet bu iddiasını ispat ve tenvir için Devlet Dumasının 2-15 Ağustos 1915 tarihli toplantılarında Azerbaycanlı milletvekillerden, Yusufbeyli Nasip Bey kabinesinde dışişleri bakanlığı yapan Mehmed Yusuf Cafarof'un söylediği bir nutku konu ediyor ve bu konuşmasında Mehmed Yusuf Bey'in Rusya'yı pek ağır ithamlarla suçladığını ileri sürüyor. Paul Otlet'e göre, Mehmed Yusuf Bey bu tarihi konuşmasında Güney Kafkasya'daki Türklerin Rus memurları tarafından takip ve tazyik olunduğunu, katliama ve soygunlara maruz kaldıklarını, Bakü'deki Türklerin terrörize edilerek kitle halinde Sibirya'ya sürüldüklerini, Kars ve Ardahan mıntıkalarındaki Türklerin ise feci surette kılıçtan geçirildiklerini (6) belirterek Rusların bütün bu vahşi hareketlerini Duma kürsüsünden şiddetli surette protesto etmiştir. Kongre başkanı, raporuna devamla Mehmed Yusuf Bey'den sonra Ufa milletvekili Tefkilev'in, Duma'nın aynı oturumundaki konuşmasında Rus olmayan bütün milletler ve bilhassa Rusya Türkleri için hukuk eşitliği talep ettiğine ve gayri Rus milletlere ilişkin hususi kararların ilgası teklifinde bulunduğuna işaret ettikten sonra, Tefkilev'in önerisi lehinde 162 ve aleyhinde 191 oy verilerek Duma milletvekillerinin çoğunluğunun "Duma Rusya'ya sadık milletlerin müsamaha ve muamele olunmasını talep ediyor" (7) (!!) gibi manasız ve boş bir rezulasyon üzerinde anlaştıklarını kaydediyor. Raporunun dikkate değer bölümlerine rağmen, kongre başkanı M.Paul Otlet, ülkesi Belçika'nın müttefiki olan Rusya'yı pek de gücendirmek istemiyordu. Bunun için olacak, kongreye katılan 23 muhtelif milletin mümessillerine hoşemedi ve teşekkürden sonra (8) Rusya meselesini şu şekilde baştan reddetmeye çalıştı: "Grandük Nikolay Nikoloyeviç'in (9) Çar adına neşrettiği parlak proklamasyon Lehistan için büyük bir ümit teşkil etmez mi? Ve dünya savaşını takiben Çarın gayretiyle Lehistana ilişkin "teminat altındaki bir bağımsızlık " (!!) kadar ileri gidebileceğini Lehler niçin ümit etmesinler?..." Başkan P. Otlet de dahil olmak üzere kongre heyetinin hemen hepsinde gözlenen ortak bir korku ruhu vardı ki, o da Rusyanın müttefiki Fransa ile aynı doğrultuda düşünmek ve bu sebepten dolayı Rusya'ya hoşgörü ile davranmadan ibaret bir zihniyet idi. Fakat kongrenin sonraki oturumları bu korku zihniyetini kökünden çıkarıp attı. Bunun nedeni, Rusya mahkumu milletlerin temsilcilcilerinin kongreye kalabalık bir şekilde katılmaları ve bu yönüyle kongre çalışmalarına yaptıkları tesir olmuştur. Rusya esiri milletlerin bu kongredeki ortak ve yükselen bir tarzda yaptıkları çıkışlar, müşterek düşman Rus emperyalizmine yönelik saldırılar, günümüzdeki "Promethe cephesi"nin Milletler Meclisi gibi büyük uluslararası mahfillerdeki çıkışlarını andırmaktadır. Kongrenin 27 Haziran günkü oturumunda Gürcüler namına konuşan Mihail Tseretelli mazlum milletlerin Rusya pençesinde boğulduğunu konu ederek nutkunu şöyle bitiriyordu: "Bir insanın katline karşı protesto ve nefret edildiği gibi, bir milletin öldürülmesine de aynı şiddetle karşı durulmalı ve itiraz etmelidir... Her millet hukuki bir individüaliteye sahip olmalıdır." Kongrenin ikinci gününde (28 Haziran) Finlandiya adına söz alan Konni Zilliacus vatanının bütünüyle Rus despotizmine cebren tabi tutulduğunu ve Petersburg hükümetinin Finlere verdiği yalan sözlere rağmen Finlandiya'nın tüm özgürlüklerden tecrid edildiğini kaydederek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Finlandiya şimdiye kadar sadece muhtariyet istiyordu. Bundan sonra bu ülke tam bir bağımsızlık ve bütün özgürlüğünü talep etmektedir." (Aynen: "La separation defitinive, la liberte"). M. Tseretelli de Rusya ile Gürcistan arasında imzalanan eski anlaşmalara (1799) Rusya'nın uymamasını protesto etti. Litvanya temsilcisi Dr. Bartuska ise vatanı için bağımsızlık talep etmekte idi. Kongrenin üçüncü ve son günü (29 Haziran), derin intibalar uyandıran görüntülerle doluydu. O günkü oturumun konusu da tümüyle Rusya esiri milletlerin meselesi teşkil ediyordu. Çar, Petersburg hükümeti, Rus yönetimi, kısaca baskıcı Rusya, kongrenin bu oturumunda adi suçlular gibi sanık sandalyesine oturmuşlardı. Bu celsede Rutenlerin (Beyaz Ruslar) temsilcisi Broscher konuşmasını "Rutenlerin tarihi, baştan sona kadar Rusya'ya karşı yürütülen mücadele ve istiklal davası tarihidir" sözleriyle bitirdikten sonra Lehler adına Duma üyelerinden Lempicki önemli bir konuşma yaptı. Lempicki Rusya tarafından Lehistan'ın başına açılan belaları anlatırken şöyle söylüyordu: "Rus siyasetinin Polonya hakkındaki asıl amaç ve emeli Lehler aleyhine yönelmiş ebedi bir mücadeledir. Bu ise daima "un regime de terreur" şeklinde tezahür edilmiştir... Rus ordusunun Galiçya'daki marifeti Dante'nin "Cehennem Azapları"nı gölgede bırakacak niteliktedir; Rusya, sınırlarının kapısında "Lasciate ogni speranze" (ümidinizi terk ediniz! ) gibi vecizeler yazılmaya layık bir devlettir... Avrupa, hür ve bağımsız bir Polonya olmaksızın hiç bir zaman barışa ulaşamayacaktır..." Leh temsilciden sonra sıra Rusya mahkumu Türklerin temsilcisine gelmişti. Başkan Paul Otlet raporunda Türklerden bahsediyordu zira Türk temsilciler "Union des Nationalites" teşkilatının önceki iki kongresinde bulunmadıklarından kendilerini ve davalarını tanıtmamışlardı. Şimdi ise büyük bir delegasyonla kongreye iştirak ediyorlardı. Azeri Türklerden Hüseyinzade Ali Bey ve Kuzey Kafkasyalılardan Dağıstanlı Seyyid Tahir El Hüseyni ve İsmail Bidanuk (Çerkes) Beyleri birlikte dikkate alırsak sadece Kafkasya Türklüğü üç kişi tarafından temsil olunuyordu (****). Kuzey Türkleri dahi, soydaşları gibi, başta merhum Akçuraoğlu Yusuf Bey olmak üzere, bir kaç kişiden ibaret büyük bir heyet oluşturuyorlardı. Rusya mahkumu Türklerin ilk kez kongreye iştirakları esasen dikkate değer bir hadise telakki olunuyorsa da, bunların oturumlardaki çıkış ve nutukları kongrenin çehresini tamamıyla değiştirmişti. Kongre oturumlarına ilişkin kısa da olsa bilgi veren, böylelikle kongreye dair yegane kaynak teşkil eden "Comte-Rendu Sommaire de la III-me Conference des Nationalites reunie a Lauzanne" başlıklı Fransızca eserde Türk -Tatar temsilcilerin nutukları maalesef oldukça kısaltılmış ve konuşmacılardan bazılarının, mesela, Hüseyinzade Ali Bey'in nutku hiçbir şekilde yer almamıştır. Umumiyetle kaydolunmalıdır ki, Rusya aleyhindeki diğer nutuklar dahi mevzuubahs eserlerde temamile yer bulmamışlardır. Gerek kongre başkanlığında ve gerekse katılımcılarda Antanta muhipleri ve hatta doğrudan doğruya Fransız ve Belçikalıların bulunduğu gözönüne alınırsa, bu durumun asıl nedeni kolaylıkla anlaşılabilir. Bu sebeple, maalesef, bilhassa Rusya mahkumu Türklerin kongredeki faaliyetleri tamammıyla aydınlatılmış sayılamaz. Dolayısıyla, gerek kongrede ve gerekse o zamanlar Berlin, Viyana, İstanbul ve İsviçre'de Rusya mahkumu Türklerin kurtuluşu için çalışan şahıslardan bir çoğu; bilhassa Azerilerden Ağaoğlu Ahmed, Hüseyinzade Ali Beyler gibi halen hayatta bulunan mühim şahitler Rusya'ya karşı o zamanlar yürüttükleri mücadeleyi bütün detaylarıyla kaleme alsalar, Rusluğa karşı bugüne dek sürdürülen milli ve mukaddes davaya muhakkak büyük bir hizmet etmiş olacaklardır. Kongredeki Türklerin tavırlarına gelince, mevcut belgelerin gösterdiği gibi, burada en derin etki bırakan merhum Akçuraoğlu Yusuf Beyin konuşması olmuştur (10). Kazan Tatarları adına söz alan Yusuf Akçura Bey nutkunun başında Rusya'nın Kazan Hanlığı'nı istilası hakkında tarihi bilgi vermiş ve Petersburg'un baskı siyasetini aydınlattıktan sonra, özellikle Çarlık tarafından yürütülen dil politikasına değinmiş ve Türk dilinin sistematik sistematik şekilde imha edildiğini açıklamıştır. Akçura Tatarların ilk talebinin kültürel özerlik olduğunu kaydederek, böyle bir serbestlik ve hürriyet sayesinde İdil Boyu Tatarlarının insanlığın medeniyet hazinesine katkılarda bulunacak yetenekteki bir unsur olacağını eklemiştir. Yusuf Akçura Bey'den sonra, Kırgızlardan Mehmed Safar Ahmedof söz almış ve Rusya'nın Kırgızlar aleyhindeki siyasetini sert şekilde tenkit etmişti: "Rusya 1861'de Kırgızları himayesi altına alırken iç işlerimize müdahele etmiyeceğini vaad etmiştir. Buna rağmen az bir zaman sonra Rusya dini törenlerimizin serbestçe yapılabilmesini, okul ve eğitim hürriyetini takibe başlamıştır. Rus dili Kırgız okullarında zorla okutulmaktadır. Bunun sonrasında Kırgızların cebren hıristiyanlaştırılmasına başlanmıştır. Fakat bunların hepsinden fena bir şey vardır ki, o da Kırgızların topraklarının zorla ellerinden alınarak kendilerinin açlığa maruz bırakılmasıdır. Kırgızların talebi Ruslarla eşit haklara sahip olmak, milli ve dini özerklik ve tarım meselelerinin çözümlenmesidir." Kongreden bahseden "Comte-Rendu Sommaire de la 3 -me Conference des Nationalites reunie a Lausanne 27-29 juin 1916" adlı eser bu Kırgız konuşmacıdan sonra bir de "Tschagatalların (Çagatalların) temsilcisi" diye bir konuşmacının kendi anadilinde söz söylediğini kaydetmektedir. "Çagatal" değil, şüphesiz Çağatay Türkü olan ve ismi kaydolunmayan bu konuşmacı nutkunu şu cümlelerle bitirmiştir: "Adına medeni çalışma denilen Rusya'nın bütün hareketleri serbestçe gelişmemize büyük bir engel teşkil etmektedir. Bunun içindir ki, biz de tam bir bağımsızlık ve çalınmış olan topraklarımızın iadesini talep ediyoruz." Leh temsilci milletvekili Lempicki bu iki konuşmacının ardından tekrar söz alarak Kırgızların Ruslar tarafından son derece vahşi ve insafsızca muameleye tabi tutulduğunu, Kırgızların vatanına yaptığı bir seyahat sırasında gözlediğini kaydederek, kendisinden evvel konuşan konuşmacıların şikayet ve suçlamalarının doğru olduğunu ileri sürmüştür. Kuzey Kafkasyalılardan da iki konuşmacı kongrede çıkışta bulunmuşlardı. İsmail Bidanuk adlı Çerkes, vatandaşları namına bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmacı Rusya'nın imha siyasetini sert kelimelerle eleştirerek şöyle söylemiştir: "Çerkesler ebedi bir kuşatma altında can çekişmektedir. Onlar Moskova despotlarına karşı müthiş bir mücadeleye başlamışlardır. Rus milleti ile ilişkide bulunmak artık imkan dışıdır. Bunun içindir ki, biz sorumluluk taşıyan medeni insanlıktan adalet ve bizi Rus pençesinden kurtarmalarını bekliyoruz." Seyyid Tahir El Hüseyni adlı diğer Kafkasyalı da söz alarak Dağıstan için şunları söylemiştir: "Dağıstan Rus istilasına kadar mesut ve barış içinde yaşamaktaydı. Büyük vatansever Şeyh Şamil Dağlıların (Kuzey Kafkasyalıların-ed.) hürriyeti ve istiklali uğrunda Rusya aleyhinde tam 25 yıl süren bir mücadele yürüttü. Onun vefatından sonra Ruslar Dağlıları kitleler halinde Rusya'ya sürgün etmeye başladılar. Bir buçuk milyon nüfusa sahip olan Dağıstan bugün Duma'da ancak bir tek milletvekili tarafından temsil olunuyor. Bütün medeniyet dünyasından ricamız, mazlum halkımızı Moskova'nın tahakküm ve keyfi yönetiminden kurtarmasıdır". Konuşmacı söylevini bitirir bitirmez Leh temsilci Lempick hemen ayağa kalkarak bütün kongrenin alkışları arasında şu kelimeleri sarfetti. "Her milletin kendine ait milli kahramanları vardır ki, bütün Kafkasya'nın milli kahramanı ise Şeyh Şamil'dir. Torunu bugün aramızda bulunan bu büyük ve seçkin vatanseverin hatırasını hürmetle analım..." Belirtmek gerekir ki, Gürcü temsilci M. Tseretelli de dahil, Kafkasyalı konuşmacıların hemen hepsi açık ve net surette Rusya'dan tamamıyla ayrılmak meselesi ile milli bağımsızlık talebini ortaya koymuşlardır; oysa diğer konuşmacılardan bazıları (mesela Akçura Bey, Mehmed Safar Ahmedof) ancak özerklik talebiyle yetinmişlerdi. Rusya'dan ayrılmayı talep eden müslüman-Türk konuşmacılardan biri de Buhara adına konuşan Mukimeddin Beycan Bey olmuştur. Rus mahkumu milletler arasında en son söz alan Ukrayna delegesi Stepankovski idi ki, o da doğal olarak Ukrayna'nın istiklalini talep etmekteydi. Stepankovski gelecekteki barış konferansında Ukrayna probleminin milletleri istiklal hakkı prensibi üzerine hallolacağını ve böylelikle 35 milyonluk Ukrayna milletinin ileride bağımsız milletler yanında yer alacağını ümit ettiğini kaydetti. Rusya esiri milletlerin bu temsilcilerinin kongre tarafından umulmayan bu çıkışlarını ve bilhassa konuşmacıların uyandırdığı derin intibaları seyreden Antant eğilimli başkanlık, nutuklardan sonra Rusya aleyhindeki şiddetli çıkışların etkisini hafifletmek için elinden geleni esirgememişti. Bu amaçla Rey adında bir Fransız uzun bir konuşma yaparak Çarı methetmeye başlamıştır. Mösyö Rey'in düşüncesine göre, Çar pek de müstebid bir hükümdar değilmiş, zira o Lahey Sulh Kongresi'ni davet etmekle milletlerin hürriyetini (hangi milletler ve hangi hürriyetler?- G.Jaschke) organize etmekte imiş. Dahası da var: Bu civanmerd mutlak hükümdarın ikinci vazifesi ise -1905 de tam kendi iradesiyle (!!!) anayasayı vermekten ibaretmiş. Bu sebeple, tıpkı Allah'ın dünyayı merhaleler üzerine yarattığı gibi, Devlet Duması da Rusya'yı sürekli ileriye götürmekteymiş. Fakat, konuşmacıya göre, bu zillullah çarın en nadir bir cesaretle cihan harbi başlarında sadık tebaları uğruna yaptığı üçüncü büyük bir fedakarlığı da, votkanın yasak edilmesinden ibaret imiş. İniltileri göklere çıkan mahkum milletlerin bağımsızlık ve hürriyet talebi gibi somut ve haklı iddialara karşı, votkanın yasaklanması için çıkarılan Çar Ukazını karşılık koyan Fransız konuşmacının ubudiyeti bütün kongrenin kahkahalarına sebep olduğu gibi, kongre üyelerinden olup Antant taraftarlığıyla bilinen Baron de Ropp'u bile şu sözleri söylemeye mecbur kıldı: "Fransa askerleri, Fransız vatandaşları! Takdis ettiğiniz herşeyi müdafaa ediniz. Fransa'yı, yani güzelliğin ve neşenin vatanı olan bu ülkeyi koruyunuz! İngiliz askerleri İngiltere vatandaşları! Size ve birçok millete mutluluk ve refah getiren imparatorluğunuzu savunun! Fakat Fransızlar ve İngilizler, Rus tahakkümü altında inleyen milletlerin köleliğini devam uğrunda bir damla kan bile akıtmayınız! Çalışın ki, yeni bir Avrupa'da milletler arasında adil bir ilişki tesis edilsin!" (Gürültülü alkışlar.) 16:05 - 25/12/2006
|
Tanım Kafkasya Araştırmaları ve Analizleri Sitesi Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Kategoriler Son Yazılar - "Radio Liberty" ile "Kuzey Kafkasya Sürgünü"nün 143. Yıldönümü D - Soykırım Bölgesi Soçi - Marie Broxup – Kafkasya Müridizmi ve Sovyet Tarihçiliği - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M. Aydın Turan - Çerkesya Üzerine Bir İngiliz Tüccarın Gözlemler - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka |