| BİRLEŞİK KAFKASYA ENSTİTÜSÜ |
M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka
Batıdaki Kuzey Kafkasya Emigrasyonu
Avrupa sahnesindeki ilk Kuzey Kafkasyalı göçmenler, 1864 sürgünü sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda Hristiyan unsura karşı denge unsuru olarak kullandıkları Çerkeslerdi. Gustav Bullumer’in 1931’de kaydettiğine göre,150-200 bin civarındaki bu koloninin uzantıları Rodos ve Serez’e, Niş ve Tirot’a ve Kossov-Pole’ye dek ulaşıyordu. Eski Yugoslavya sınırlarında dağınık haneler dışında 23 yerleşim birimi tesbit edilmişti (1). Rusya’nın istila sürecinde olduğu gibi, sürgün sırasında da kimi Batılı çevrelerin sempatisini toplayan Kuzey Kafkasyalılar (2) 1876’da Bulgar isyanının bastırılmasında yüklendikleri roller sebebiyle tepki almış, büyük çoğunluğu Anadolu içlerine ya da Osmanlı sınırlarındaki başka bölgelere çekilmişlerdi (3). Bu büyük mobiliteden yaklaşık yarım asır sonra da, Batı ülkelerinde, serüvenleri öncekilerden biraz daha farklı küçük Kuzey Kafkasyalı topluluklar belirmişti. 1917’de Rusya’da birbiri ardına gelen iki büyük siyasal dönüşümü yaşayan bu topluluk, Şubat ve Ekim ihtilallerinin ardında büyük beklentiler ve hayal kırıklıklarıyla dolu günler geçirmiş, “demokratik bir Rusya cumhuriyeti” düşünün iflasından sonra politik tercihlerini daha net ifade edebilmişlerdi. Tercihleri, bazı nüanslara rağmen büyük ölçüde ülkelerinin “bağımsızlığı” idi; ne var ki, siyasal, ekonomik ve askeri yetersizlikler içinde çabaları köklenemeyecek, 11 Mayıs 1918’de ilan edilen “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti” yıpratıcı savaşta yıkılıp gidecekti. Bu, “milli bağımsızlık” rüyasının da dramatik biçimde sonu demekti. 1920’den 1921 baharına dek hareket içinde yer alanların ya da eklemlenenlerin birçoğu başka iklimlere savrulacaklardı. Kategorik olarak, Batı literatüründe “Sovyet Doğu Halkları” terimiyle karşılanan, Rus ya da Slav olmayan halklardan ibaret geniş bir etnik yelpazeye dahil Kuzey Kafkasya göçmenleri (4) ne yeni otoriteye boyun eğmeye niyetliydiler, ne de iktidar koltuklarına kurulanlar onlarla birlikte yaşamaya. Serüvenin eksenini bu gerçek oluşturuyordu. Belirsizlik ve yalnızlık duygusu içinde kıvranan, değişik kökenlere mensup, farklı dilleri konuşan, inanç dünyaları heterojen, yaşam tarzları bambaşka göçmen kafileleri akın akın yakın coğrafyalara sığınıyorlardı. 1917 ve sonrasında İstanbul mülteci kenti görünümüne bürünmüştü (5).
1917-1921 döneminin Kuzey Kafkasya politik sahnesinde rol yüklenen “liberal milliyetçi” ve “sosyal demokrat” birçok isim dönüşü olmayan bu serüvenin oyuncuları olmaktan kurtulamadı. Buna karşılık, geniş toplumsal destek alan İslamcı kadrolar ülkelerinden ayrılmadılar ve uzun süre yeni rejime kafa tutarak Kızılordu’nun kurşunlarıyla hayatlarını yitirdiler. Paris Barış Konferansı’na katılmak üzere 1919 baharında Fransa’ya giden sabık Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti başkanı Abdülmecid Çermoy bir daha ülkesini göremedi, 1937 yılında Lozan’da hayatını tamamladı. Dışişleri Bakanı Haydar Bammat son anlara dek çalışmalarını sürdürdüyse de sonunda o da yazgısını kabullendi. 31 Mart 1965’te Paris’te ölümüne dek politik çalışmalarını devam ettirdi. Pşimaho Kosok ve Mikail Halil gibi iki bilinen sima, yaşamlarının geri kalan kısmını, bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’de geçirdiler. Halil 26Temmuz 1936’da İstanbul’da, Kosok ise 10 Ocak 1962’de yine aynı şehirde vefat etti. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti parlamento başkanlığı ve Maliye Bakanlığı yapan İnguş mülteci Wassan Giray Cabağı Polonya’ya yerleşti. Tatar Müslümanlarla birlikte “Przeglad Islamski” dergisini çıkardı. 1938 yılında Polonya haber ajansı PAT’ın Türkiye temsilcisi oldu, 1942’de Almanya’ya giderek anti-sovyetik yapılanmalara destek verdi, 1949’da İstanbul’a yerleşti ve 18 Ekim 1961’de vefat etti.
Çerkes Süvari Tümeni komutanlarından General Kılıç Girey kader arkadaşlarıyla bin bir güçlükle karaya çıkabilmiş, Samsun ve İstanbul’da kısa süre kaldıktan sonra Fransa’ya yerleşmişti. Onun Mustafa Kemal’den Doğu Cephesinde görev istediği, ancak arzusunun kabul edilmediği söylenegelmiştir (6). Kılıç Girey II. Dünya Savaşı’nda Almanların organize ettiği lejyonerlere komutanlık yaptı. Doğduğu köye kadar gitti. Fransız tabiyetinde olmasına rağmen, Yatla Anlaşması sonrasında Sovyetlere teslim edilen soydaşlarıyla aynı kaderi paylaşmayı seçti. Düzmece bir mahkeme sonucu ölüm cezasına çarptırılarak 1946’da Moskova’da idam edildi. Kardeşlerinden Beyazıt Girey ise, 1967’de ölümüne kadar Samsun Çarşamba’da mütevazi şekilde yaşadı. Mültecilerden eski Terekkale Belediye Başkanı Prof. Gappo Bayattı (Gappo Bayef) ise Almanya’ya yerleşerek Berlin Üniversitesi’nde Osetinoloji Kürsüsü başkanlığı yapmış; Batıda eğitim gören ender insanlardan ünlü ressam Halil Bek Musayassul güç bela son vapura binerek, İstanbul üzerinden Almanya’ya gitmişti (7). İnguş Alayı subaylarından Kuriyev de önce Fransa’ya, II. Dünya Savaşı sonrasında ise Almanya’ya yerleşerek 1952’de Münih’te ölmüştü.
Düş kırıklıklarına ve fiziksel uzaklıklarına rağmen, mülteciler “Sovyetleştirilmiş” Kuzey Kafkasya’nın geçici bir olgu olduğunu düşünerek işin ucunu bırakmamaya kararlı görünmüşlerdi. Ankara’daki ilk Sovyet Büyükelçisi Mdivani, “Tiflis Revkom”una gönderdiği raporda, Türklerin de desteklediği bazı çevrelerin Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığı yolunda çalıştıklarından ve Sovyetler için tehlike arz ettiklerinden söz ediyordu (8). Kuşkusuz ki, raporda Türk resmi çevrelerinin bu tür çalışmalara destek verdiklerine ilişkin kayıt somut dayanaklardan yoksundu. En azından, gereksinim duyulan maddi yardımın elde edilebilmesi için, Sovyet rejimini gücendirmeme politikası takip eden Anadolu hareketinin karar mekanizmalarında yer alan başta Mustafa Kemal olmak üzere kimi simalar, Kafkaslardaki “anti-bolşevik” devletçiklere sıcak bakmadığı gibi, onları İtilaf kuvvetlerinin birer “kuklası” olarak görmüştü (9). BMM’nin bazı isimlerince eleştirilmesine karşılık, en azından Nisan 1922’de patlak veren “casusluk olayı”na dek geçerli olan bu politika (10), özellikle optimist beklentilere sahip siyasi mültecilerin kaderini de etkileyecek; onların en kesif Kuzey Kafkasyalı kolonilerin bulunduğu Türkiye’de değil de, Paris, Prag, Varşova gibi merkezlerde toplanmalarına yol açacaktır (11). Böylelikle olumsuz politik koşullar altında mülteciler, çalışmalarını derinden etkileyecek başka bir tarihi sürece monteleniyorlardı. Diğer bir deyişle, başkalarının tarihiyle, yani Avrupa tarihiyle organik bağ kuruyorlardı (12).
Çekoslovakya’da Bir Mülteci Teşkilatı: Kafkasya Dağlıları Birliği Çalışmamıza konu olan “Soyuz Gortsev Kavkaza”nın (“Kafkasya Dağlıları Birliği – KDB) kurulduğu Çekoslovakya I.Dünya Savaşı sırasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde haritada yer buldu. Renkli etnik yapısı, gelişmiş endüstrisi ile iki savaş arası dönemde “Avrupa’da demokrasiyi en mükemmel şekilde ve başarı ile uygulayan” ülke olarak tanımlanan Çekoslovakya’nın (13) panoraması, gerek Rus iç savaşı sırasında, gerekse Bolşevik rejimin tesisinden sonra ülkeye akan göçmenlerle daha da ilginçleşti. Kuşkusuz ki, bu süreçte “Bolşevizm”i evrensel bir ideoloji olarak görmeyen yöneticilerinin yarattığı yumuşak atmosferin de rolü vardı. Avrupa’da SSCB’yi en son tanıyan iki ülkeden biri Yugoslavya, diğeri ise Çekoslovakya idi. Cumhurbaşkanı Masaryk, başında bulunduğu devletin Bolşevik Rusya’ya karşı tavrını çok erken bir dönemde seslendirmişti. Masaryk ilk bağımsızlık yıldönümü kutlamalarının yapıldığı 28 Ekim 1919 günü, parlamentodan halka hitap ederken, Sovyet rejiminin Çarlık döneminden fark göstermediğini, “Lenin’in mükemmel bir Rus tipi olduğunu ve Bolşevizmin çarlığı aşamadığını ama Korkunç İvan’ın metodlarını aynen devam ettirerek onu yeniden kurduğunu” ifade etmişti(14). Avrupa’nın bu yeni devletinde Kuzey Kafkasya kolonisinin ne şekilde oluştuğuna dair detay bilgilerden ne yazık ki şimdilik mahrumuz. Ölümüne dek Kuzey Kafkasya mülteciörgütlerinde aktif roller yüklenen ve 1922’de Türkiye üzerinden Prag’a yerleşen barasbi Baytugan örneği, bu konuyu açıklamaya yetmemektedir. 1920-1923 döneminde, özellikle işgal altındaki İstanbul’da biriken çeşitli etno-linguistik grupların tamamına yakınının “Rusya göçmenleri” olarak tanımlanmaları, diaspora yazınında ise mültecilere ilişkin ancak satır aralarında rastlanabilen bilgilerin varlığı hareket alanımızı oldukça sınırlamaktadır. Sözkonusu dönemde, mültecilere gerek yerel, gerekse uluslar arası kuruluşların yardımlar sağladığı bilinmektedir (15). Özelde Kuzey Kafkasya göçmenlerine yönelik yardımlar ise, bazı açıklamalara göre, 1864 sürgünü ile Osmanlı topraklarına yerleşen unsurlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu unsurlardan biri işgal altındaki İstanbul’da faaliyetlerini sürdürebilen “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti”dir (16). Mülteciler tarafından neşredilen eserlerde öncü bir konumu olan “Kavkazski Gorets”in sayfalarında rastladığımız ilginç bir fotoğraf, göçmen topluluklara tanınmış bazı isimlerin de yardımda bulundukları kanaatini güçlendirmektedir. Sözkonusu derginin 1924’te çıkan ilk sayısında Osmanlı dönemi siyasal hareketlerinin renkli simalarından Hüseyin Tosun Bey’in fotoğrafı yer almaktadır. Aynı zamanda 1908 Meşrutiyeti sonrasında faaliyete geçen Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti, Kafkasya Komitesi, Türkiye’de Şimali Kafkasya Politik Göçmenleri Komitesi, Şimali Kafkasya Cemiyeti gibi teşekküllerin de aktif elemanı olarak Kafkasya meselesiyle bu denli içli dışlı bu ismin mültecilere yardım yapması güçlü bir ihtimaldir (17).
(1) “Mitteilungen der Geographischen Gesellschaff in Wien”, No:7-9’dan Adil Bek Kulatti – “Jugoslaviya’da Çerkesler”, Severnıy Kavkaz, Varşova, 1936, No: 22, s:8. (2)Batılıların sempatileri için bkz: Taitbout de Marigny – Çerkesya Seyahatnamesi, (çev: Aydın Osman Erkan), Nart Yay., İstanbul, 1996; A. Fonvil – Çerkesya Bağımsızlık Savaşı (1863-1864), (çev: Murat Papşu), Nart Yay., İstanbul, 1996. (3)Balkanlarda iskan edilen Çerkeslerin Bulgar isyanının bastırılmasındaki rolleri tepki doğurmuş ve ikinci bir göç dalgası yaşanmıştı. Kafkas-Rus savaşları sırasında Kafkasyalılar lehine oluşan sempati bu olaylarda ortadan kalkmış, Aralık 1976’da açılan İstanbul Konferansı’nda Rus Büyükelçisi İgnatiev, Çerkeslerin Rumeli’den kovulmalarını istemiştir. Avrupa devletleri, büyükelçinin bu fikrine itiraz etmemişler, konferansta Çerkeslerin Avrupa’dan Asya’ya sürülmelerini resmen istemişlerdi. (Bkz: Bilal Şimşir – Rumeli’den Türk Göçleri, TKAE Yay., Ankara, 1970, C:II, s: CLI-CLII). (4) Mühlen bu terimi, Kırım’dan Kafkasya’ya, Orta Asya ve Ural ile Volga arasındaki bazı bölgelerde yaşayan ve “lisan, etnik mensubiyet ve kültürel bağlılık ifade etmeksizin bir sıra kavim için sadece pragmatik bir genel kavram” olarak kullandığını ifade etmektedir. (Bkz: Patrik von zur Mühlen – Gamalıhaç ile Kızılyıldız Arasında, İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halklarının Milliyetçiliği, (çev: Eşref Bengi Özbilen), Mavi Yay., Ankara, 1984, s:1-2). (5) İstanbul’dan mülteci panoramaları için bkz: Clarende Richard Johnsen (ed.) – İstanbul 1920, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 1996; Tülin Aktuzlu – “Willy Sperco’nun Gözüyle İşgal Altındaki İstanbul”, Toplumsal Tarih, No:30 (Haziran 1996), s: 29-33). (6) Sn. Sefer E. Berzeg 2 Ocak 1995 tarihinde yaptığımız sohbette, aile çevresinde bu konunun dile getirildiğini ifade etmiştir. (7) Musayassul’un macerası kendi kaleminden de takip edilebilir. Bkz: Halil Bek Musayasul – Son Bahadırların Ülkesi, (çev: Süreyya Ülker), İstanbul, 1988. (8) Mdivani’nin raporunda şunlar kayıtlıdır: “Ankara’da Şimali Kafkasya dağlarının istihlası için Musavat ile birlikte aynı siyaseti takip eden bir teşkilat var. Türkler bu hazırlığın kemale ermesi için müsaade ediyorlar ve müsait bir fırsatta bizden gayr-ı memnun ve çok hassas olan Kafkasya’ya bu isyan kıvılcımını atmak istiyorlar. Bizim siyasetimiz ve askeri müessesatımız bunun önüne geçmeye hazırlanmalıdır” (Bkz: Fethi Tevetoğlu – Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler (1910-1960), Ankara, 1967, s: 235). (9) Mustafa Kemal daha 14 Ağustos 1920'de, TBMM kürsüsünde “Bolşeviklerle” sürdürülen ilişki çerçevesinde Kızılordu’nun Kuzey Kafkasya ve Azerbaycan’da başarı sağlayabildiğini vurgulamıştı: “1 Ağustos tarihinde Rus Bolşevik Hükümeti'nin Kızılordusuyla, Büyük Millet Meclisi Ordusu Nahçivan'da birbirileriyle nesnel olarak birleşmiş oldu. Oraya giden kuvvetlerimiz, Kızıl kuvvetler tarafından özel tören ve saygılarla kabul edilmişlerdir. Burada birleşen iki hükümet kuvvetleri, öteki kuvvetler gelinceye kadar orada ortak tedbirler almakta bugün dahi devam etmektedirler”. (Bkz: Doğan Avcıoğlu - Milli Kurtuluş Tarihi, Tekin Yay., İstanbul, 1978, C: 2, s: 457). (10) Farklı yaklaşımlar için bkz: Salahi R. Sonyel - Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, TTK Yay., Ankara, 1973, s:172-183. Cebesoy hadisesi ile ilgili bkz: Ali Fuad Cebesoy - Moskova Hatıraları, Vatan Neşriyat, İstanbul, 1955, s:329-330 ve Bülent Gökay – “Ali Fuad Paşa Moskova Büyükelçiliği'nden Niçin Ayrıldı?”, Tarih ve Toplum, İstanbul, 1992, No:32, s:72. (11) Üstelik M. Kemal “Sovyet Rusya ile imzalanan 1921 Dostluk Anlaşması'nda, topraklarında Rusya'ya karşı unsurların faaliyetlerine izin vermeyeceğini, Rusya'nın da aynı yolda davranması koşuluyla” kabul etmişti (Bkz: Doğan Avcıoğlu - a.g.e., C:4, s:1429.) (12) Sonuçta, mültecilerin kurdukları organik bağ Avrupa tarihi ile idi. Bu tarih ise, Koçak'ın sözleriyle “Versay Anlaşmasının oluşturduğu statükoyu korumaya çaba harcayan İngiltere ve Fransa'nın öncülüğünde anti-revizyonist devletler grubu ile Versay Anlaşması'nın değiştirilmesini amaçlayan ve Almanya ile İtalya'nın öncülük ettiği devletler arasındaki siyasal, diplomatik, ekonomik, kültürel, ideolojik ve nihayet askeri mücadele tarihi”nden ibaretti. (Bkz: Mete Tunçay-Cemil Koçak-vd - Türkiye Tarihi (Çağdaş Türkiye 1908-1980), Cem Yay., İstanbul, 1992, s:156). (13) 1918 sonbaharında Avusturya-macaristan İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde imparatorluktaki tüm azınlıklar ayaklandığında Thomas Masaryk, Edouvard Beneş ve Stefanik gibi Çek liderler 18 Ekim'de “Çekoslovak Milli Konseyi”ni kurmuşlar; Prag'daki milliyetçi lider Kramar da 28 Ekim 1918'de kansız bir ihtilalle kente hakim olmuştu. Çekoslovakya’nın tarih sahnesine çıkışı bu noktada gerekleşmişti. Paris ve Prag gruplarının ortak hareketleriyle varlık kazanan ülkenin ilk cumhurbaşkanı Masaryk olurken, Kramar başbakanlığa, Beneş ise dışişleri bakanlığına getirilmişti. 1921 rakanlarına göre sınırları dahilinde 6.5 milyon Çek ağırlığının yanısıra, 2.2 milyon Slovak, 3.1 milyon Alman, 747 bin Macar, 459 bin Ruten, 76 bin Leh ve 180 bin Yahudi yaşıyordu. Südet bölgesinde, Almanlar ile Çekler arasındaki düşmanlık hisleri daima canlılığını korumuştu. 1920 anayasası çerçevesinde azınlık hale gelen Almanlar, Çekoslovakya'nın Fransa ve Küçük Antant ile ilişkilerinde geliştirdikleri karşıt tavırlarla dikkat çekerken, Çeklerin içinde erime kaygısı duyan Slovaklar Macaristan'a eğilim gösteriyorlardı. (bkz: Bkz: Fahir Armaoğlu - 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1980), T.İş Bankası Yay., Ankara, 1984, (2.B.), s:180-182). (14) Hans Kohn - Panislavizm ve Rus Milliyetçiliği, (çev: A.Oktay Güner), Kervan Yay., İstanbul, 1983, s:225. (15) Clarende Richard Johnsen (ed.) – İstanbul 1920, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 1996. (16) İstanbul’da kurulan “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” tüzüğüne için bkz: Sefer E. Berzeg - Gurbetteki Kafkasya'dan Belgeler, Ankara, 1985, s:29-31; Vasfi Güsar - “İstanbul Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti”, Kafkasya Kültürel Dergi, Ankara, 1975, No: 48, s: 21, Yısmeyl Özdemir - “Yaşanmış Öyküler - Anılar”, Kafdağı, Ankara, 1988, No: 19-20, s: 46 (17) 1864 sonrasında Kuzey Kafkasya’dan sürülen “Şhaplı” adlı Çerkes/Wubıh ailenin çocuğu olan Hüseyin Tosun Bey Galatasaray Lisesi’ni ve Harbokulu’nu bitirmiş, ihtilalci eylemleri sebebiyle tutuklanmış, 1896’da Trablus Askeri Rüşdiyesi’ne Fransızca öğretmeni olarak gönderilmişti. 1902’de Paris’te toplanan “Osmanlı Liberalleri Kongresi”ne Çerkes göçmenleri temsilcisi sıfatıyla katılmış, bu kongredeki anlaşmazlıkların uzantısı olarak hemşehrisi Prens Sabahattin Bey’le “Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti”nin kurucuları arasında yer almıştı. “Milli Ajans” müdürlüğü de yapan Hüseyin Tosun, İngilizler tarafından Malta’ya sürülenlerden biriydi. Aynı zamanda ateşli bir Kafkasya milliyetçisi olarak da tanınan Hüseyin Tosun 1908 Meşrutiyetinden sonra faaliyete geçen Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti, Kafkasya Komitesi, Türkiye’de Şimali Kafkasya Politik Göçmenleri Komitesi, Şimali Kafkasya Cemiyeti gibi teşekküllerin aktif elemanlarındandır. (Bkz: Sefer E. Berzeg - Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun, 1995, s:227-228). (*) Toplumsal Tarih, İstanbul, Nisan 1997, No: 40, s:43-52 14:05 - 29/9/2006
|
Tanım Kafkasya Araştırmaları ve Analizleri Sitesi Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Kategoriler Son Yazılar - "Radio Liberty" ile "Kuzey Kafkasya Sürgünü"nün 143. Yıldönümü D - Soykırım Bölgesi Soçi - Marie Broxup – Kafkasya Müridizmi ve Sovyet Tarihçiliği - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M. Aydın Turan - Çerkesya Üzerine Bir İngiliz Tüccarın Gözlemler - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka |