| BİRLEŞİK KAFKASYA ENSTİTÜSÜ |
M. Aydın Turan – Dostum Hamzatov’un ArdındanYitirdiğimiz nice renkli dost arasına Resul Hamzatov da katıldı. Yaklaşık kırk yaş farka rağmen “dostum” olan Hamzatov artık bu limandan demir alıp farklı bir dünyaya yelken açtı… Sessiz bir yolculuktu çıktığı; rüzgarların hep sert estiği, denizlerin hep fırtınalı olduğu bir dönemde şekillenen bu bilgiç Kuzey Kafkasyalıdan artık ne zarif selamlar, ne de özenle sarılmış paketler gelecek.. Çocuk denebilecek yaşlarda dizelerini tattığım bu muhteşem ozanı, daha Sovyet rejimi çökmeden tanımıştım. Bende hayranlık uyandıran iki tanınmış Kuzey Kafkasyalıdan biri Fazıl İskender, diğeri ise Resul Hamzat’tı... İskender “bizim rejimimizde söylenen her şey yalandır..” haykırışıyla; Hamzatov ise “Türkiye’ye her gelişimde ben Birleşik Kafkasya’yı görüyorum” sözüyle şaşkınlık vermişti… Dizelerinden ve satırlarından tanıdığım Hamzatov’la dostluğu, Kuzey Kafkasya diasporasının en enerjik şahsiyeti Musa Ramazan’a borçluydum. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’ye yerleşen bir mülteci olan Musa Ramazan 1989’da “geliniz” dedi, “sizi Resul’le tanıştıracağım”… Tepebaşı’nda bir otel lobisindeki ikili koltukta biri “Sovyet Ozanı”, diğeri “Sovyet Haini” iki ak saçlı dizdize oturmuş hemen sıcak bir sohbete başlamış; ardından biz de bu muhabbete katılmıştık… Dönemin “resmi tezleri” ne derse desin Musa Bey, Hamzatov için değerli bir insandı. Kafkasya’dan her gelen, Resul’un yönlendirmesiyle onun Kapalıçarşı’daki mekanına muhakkak uğrardı. Hamzatov’la ilk karşılaşmamızda elbette “Benim Dağıstanım” ağırlıklıydı. Türkiye’nin tanınmış bir edebiyat dergisinde kendisi hakkında yayımlanan çalışmamı oracıkta çevirtmiş, “Hamzatov bereketli masal ülkesine döndü” sözüme “zaten orada değil miydim?” diye mukabele etmiş; ama “Şamil gerçek yerine oturunca, siz de ülkenize dönmüş oldunuz” şeklindeki cevabımdan mutlu olmuştu. Kuzey Kafkasya’nın büyük ozanı ile her Türkiye gezisinde karşı karşıya geldik… Dünya değişiyordu… Bir keresinde yanında daha önceden tanıştığımız eşi ve ilk kez gördüğümüz modern tesettürlü genç bir hanım vardı... “Tanışın” dediği bu genç hanım “Rusya Güzel Sanatlar Enstitüsü Dağıstan Müzesi Danışmanı” Dr. Patimat Hamzatova, yani kızı idi. Muzip bir gülüş vardı Resul Hamzatov’un gözlerinde “benim tercihlerim benim, başkalarınınki başkalarınındır. İnançlara saygılı olmak durumundayız…” Kuzey Kafkasya’nın sisler ardında bırakılan siyasi tarihine ilişkin çalışmalar yapan akademisyenlere “yurtdışında daha çok birikim olduğunu” söyleyen Hamzatov’du. Onun tavsiyesiyle birçok değerli insanla görüş, bilgi ve belge alışverişinde bulunma olanağına sahip olduk. Anladık ki, inişli-çıkışlı bir serüvene sahip Hamzatov da sistematik hataların kulvarından uzak durmaya özen gösteriyor, “gerçek” ve “doğru”nun bir gün galebe çalacağına gönülden inanıyordu. Ben, bana hep uzak, ama bir o kadar yakın olan “dostum” Hamzatov’un iki cümlesini büyük harflerle gözümün önüne getirmekten hiç vazgeçmedim: O sarp kayalıkların çok ötesinde olan bizleri kastederek “burada büyük, ama birleşik bir Kafkasya görmek beni mutlu ediyor…” diyor ve şunu söylemeyi ihmal etmiyordu: “herkes günün birinde ülkesine kavuşabilir; ama yüce ideallere sarılmak hiç de kolay değildir.” Kaybettiğimiz dostlar için söz söylemek kolay değildir; hele Hamzatov gibi ateşli bir yürek için hiç değildir. Allah mekanını cennet eylesin.. (5 Kasım 2003). 01:50 - 23/9/2006M.Aydın Turan - Kafkasya Mülteci Yayınlarında Mareşal Pilsudski1867 yılında Litvanya'nın Zulov adlı köyünde doğan, asker ve siyaset adamı Mareşal Jozef Klemensk Pilsudski [1] 12 Mayıs 1935 günü saat 20.45'de vefat etti[2]. Ölümü aynı gün radyo ile Polonya halkına duyurulan Pilsudski, çalkantılı Polonya tarihinin XX. yüzyıldaki dikkate değer simalarından biriydi. Trumbo'nun "İmparatorluklar çağının kapanışı" olarak algıladığı I. Dünya Savaşı'nın karmaşa ortamında bağımsızlığa kavuşan Polonya, bir anlamda varlığını Pilsudski'nin önderliğindeki "Polonya Sosyalist Partisi"nin (P.P.S.) kararlı ve inatçı tutumuna borçludur. Mutlak surette ülkesinin bağımsızlığını hedefleyen Pilsudski, "ihtilalci bir parti" olarak tanımladığı P.P.S'nin "barış yoluyla amacına ulaşamayacağını", "özgürlüğün koşullarının kimse tarafından hediye edilmeyeceğini" ifade ederek gelinen noktayı, "iyice biliyoruz ki, bütün politik ve sosyal hedeflerimiz için ancak kendimiz çarpışacağız. Bu da söz ile, gizli basın ile değil, silahla yapılacaktır" sözleriyle özetlemişti[3]. Pilsudski'ye ilişkin derli toplu Türkçe tek kaynak oluşturan Stefan Pomaranski'nin kaleme aldığı çalışma, onun yaşamında ve tezlerinde tutarlı bir çizgiyi takip ettiğini ileri sürer. Pomaranski bu biyografide Pilsudski'nin derin muhalefete rağmen, "demoralize olmuş, satılık, kangren haline gelmiş efendilere"[4] acımasız davranmakta kararlılık gösterdiğini, ancak Polonya halkı için aynı zamanda "büyük bir mürebbi" ve "şeref bekçisi"[5] olduğunu kaydetmektedir. Mayıs 1926'da şiddetlenen siyasi bunalımda görevini bırakan Cumhurbaşkanı Voyçehovski'nin yerine parlamentonun büyük çoğunluğunca seçilen Pilsudski (31 Mayıs 1926) bu makamın "yetkisizliği"ni ileri sürerek görevi kabul etmemiştir: "Geçmişin acı hatıralarını henüz zihnimden silmedim, beni bu mevkiye davet eden zevata karşı itimadım tam değildir. Feci surette katledilen ve bu akıbetten kendini kurtaramadığım reisicumhur Narutoviç'in çehresi her zaman gözümün önündedir. Bilhassa çocuklarıma yapılan taarruzdan son derece müteessirim. İşsiz yaşayamayacağımı bir daha itiraf ediyorum, halbuki mevcut teşkilatı esasiye kanunu ise reisicumhuru işten kenarda bırakıyor..." . [6] Bu ilginç tavır üzerine Polonya parlamentosu, onun yakın dostu Prof. İgnati Mostsitski'yi cumhurbaşkanı seçmiş, Pilsudski ise "Harbiye Nazırı ve Leh Ordusu Başmüfettişi" olarak göreve başlamıştır. Fiiliyattaki durum ise oldukça farklıydı ve Polonya iç siyasetinde artık yegane belirleyici konumuyla Pilsudski diktatoryası sözkonusuydu. Bununla birlikte kırsal özellikler taşıyan ülkesinde kuramsal olarak mevcut çok partili hayata müdahalede bulunmayan Jozef Pilsudski ekonomik yaşam üzerinde bütüncül bir siyaset takip etmekten kaçınmıştı[7]. Polonya hakiminin dış politika opsiyonlarındaki en önemli belirleyici ise Rusya idi. İdeolojik tercihleri farklı olmakla birlikte Sovyetler Birliği, Çarlık Rusyasının ısrarlı takipçisi idi ve Polonya'nın bağımsız kalabilmesinin ön koşulu imparatorluk geleneğini sürdüren Sovyetler Birliği'nin dağılmasıydı. Ancak bu gerçekleştiğinde ülkeye yönelen daimi tehdit bertaraf edilebilecek, Polonya ise "tarihi misyon"nuna, yani Avrupa'da "merkezi konum"a ulaşabilecekti. Pilsudski'nin bu tezi onun neden yaşamı boyunca Rusya karşıtı politikaların kurucusu ve destekçisi gözüktüğünü, dolayısıyla "Rusya mahkumu milletler" olarak tanımlanan halklara mensup mülteci topluluklarının bir bölümünce niçin saygı gördüğünü anlamayı kolaylaştırır. Gerçekten de Pilsudski mülteciler için sadece "kendi milletinin azamet ve saadetini her şeyin üstünde gören" bir şahsiyet değil; aynı zamanda "diğer milletlere kurtuluş yollarını gösteren", "samimi dost ve yüksek hami" idi. Dehası ile Polonya'yı var eden mareşal, "Leh milletinin eski felaket arkadaşları olan Rusya mahkumu milletler mümessilleri"ne de gösterdiği "konukseverlik"le büyüklüğünü kanıtlamıştı[8]. Muhtemelen 1926'da kurulan, "Beyaz Ruslar ve Ermeniler hariç, Sovyetler Birliği'ndeki bütün Rus olmayan milletleri ihtiva eden Promethe Birliği (Ligue Promethee)"nin[9] en büyük politik ve ekonomik destekçisi, Rusya'yı küçük parçalara ayırma siyasetini ısrarla sürdüren Jozef Pilsudski'den başkası değildi.
Ölümüyle Polonya siyasi sahnesinde boşluk bırakacak Pilsudski'nin naaşı ünlü Belveder Sarayı'nda kurulan katafalka yerleştirildi ve ertesi gün kalabalık ziyaretçi toplulukları ziyarete başladı. Mülteci kolonileri de, kendilerine kucak açan bu asker ve devlet adamının matemine iştirak ediyorlardı. "Kafkasya İstiklal Komitesi"nin yerine Şubat 1935'te faaliyete geçirilen "Kafkasya Konfederasyon Şurası", Pilsudski'nin vefatının ertesi günü eşi Yuşkoviçova Marya'ya telgrafla taziyetlerini bildirmiş; Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan merkezleri ayrıca Polonya Cumhurbaşkanı İgnati Mostsitski, General E. Rıdz-Smıgla ile General Kaspjitski'ye taziyet telgrafları göndermişlerdi[10].
Mülteci yazınınında da açıklıkla izlendiği gibi, Pilsudski'nin ölümü yalnız Polonya'nın değil, anti-sovyet hareketlerin de büyük bir kaybı idi. "Promethe Birliği"nin Azeri liderlerinden M. Emin Resulzade, onu "milliyet umdesinin zaferine inanan", "keskin görüşlü bir devlet adamı" olarak tanımlarken, "Tarihinin en mes'uliyetli anında hem inkılapçı, hem kumandan, hem de büyük devlet adamı olmak sıfatlarını kendi nefsinde bu kadar büyük bir kudretle temsil eden Pilsudski gibi milli şefe malik olmak, Lehistan için, elbette, bir mazhariyetti" diyecek[12]; "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi"nin yayın organlarından "Znamya Naroda"da onun "milletlere hürriyete giden yolu gösteren" yönü vurgulanacak[13]; Kuzey Kafkasya mültecilerinden Mehmed (Magomed) Çukua "Leh milletinin tarihinde en şanlı bir sahife" gibi duran Pilsudski'nin ardından "kendi milleti için çalıştı, onun için ızdırap çekti ve onun uğrunda öldü" diyecek[14]; yine aynı partinin mensuplarından Ali Şurdum da "Necip Leh milletinin en büyük halaskarı olan Mareşal Pilsudski'nin ahiren vefatı, muhaceretteki Şimali Kafkasyalılar arasında derin teessürler uyandırdı" ifadesini kullanacaktır[15]. Promethe mensupları Pilsudski'nin yaşam ve faaliyetlerini işleyen bazı toplantılar da düzenleyerek onun anısını yadetmişlerdir. 20 Mayıs 1935'te Paris'te "Promethe Birliği"nin bir uzantısı olarak çalışmalarını sürdüren "Kafkasya, Türkistan ve Ukrayna Dostluk Cemiyeti"nin girişimiyle "Mutalite" salonunda; 23 Mayıs 1935'te Varşova'da "Varşova Şark Enstitüsü" ve "Promethe Kulübü"nün öncülüğünde yapılan toplantılar bunlara örnek teşkil etmektedir. Kafkasya kolonileri bunlardan başka Fransa, Almanya, Türkiye, İran gibi ülkelerdeki Polonya temsilciliklerinin düzenlediği ayinlere de katılmışlardır[16]. 1935 yazında Polonya Pilsudski için yeniden telaşlı bir atmosfere girdi. Temmuz ayında naaşın anıt mezara nakli dolayısıyla Kafkasya muhaceret çevreleri bir program çerçevesinde törene iştirak etmeyi kararlaştırdılar. 16 Temmuz 1935 günü Azerbaycan, Kuzey Kafkasya ve Gürcistan kolonilerinin temsilcileri olarak Azertekin, Baytugan ve İmnadze üç maddelik bir program belirlediler[17]. Kayda alınan hususlar son derece kısa ve netti: "Polonya'nın Büyük Lideri Mareşal Pilsudski'ye saygı borcunu ödemek maksadıyla bütün koloniyle birlikte Krakov'a gidilecek", "Krakov civarındaki Sovinets'de yapılan tepenin yapılışına iştirak edilecek" ve "Kafkasya Konfederasyon Şurası tarafından gönderilen Kafkasya toprağının tepeye dökülerek, toprak mahfezesi üzerinde şunlar yazdırılacak: 'Kendi kurtuluşları yolunda çarpışan Kafkasya (Azerbaycan, Gürcistan ve Kuzey Kafkasya) evlatlarından Lehistan'ın büyük kurucusu ve Reisine..."[18]. Bu program çerçevesinde 50'den fazla Kafkasyalı, aileleriyle beraber 19 Temmuz'da trenle Krakov'a hareketle ertesi gün burada şehir temsilcisi Kühn tarafından karşılandı. Gurup kentte kısa bir gezi yaptı, ulusal bayraklarıyla tarihi Vavel Sarayı'nda Pilsudski'nin sandukasını ziyaret etti. Kısa bir dinlenmeyi takiben özel bir otobüsle anıt mezarın yapıldığı Sovinets'e çıkıldı. Koloninin bereberinde getirdiği Kafkasya toprağı törenle anıt alanına serpildi. Kafkasya kolonisinin bu seyahati yerel basında da yer aldı[19]. Ertesi yıl, Pilsudski'nin ilk ölüm yıldönümü dolayısıyla düzenlenen anma toplantısında, "Promethe Birliği"ne mensup Kafkasya mültecileri, Gürcü siyasetçi İmnadze'nin başkanlığında bir araya geldiler.Varşova'daki "Promethe Kulübü"nde 12 Mayıs 1936 günü saat 17.00'de toplantıyı açan İmnadze göçmenleri saygı duruşuna davet etti ve sonra Pilsudski'nin "Pisma-Mowy-Rozkazy" adıyla basılan külliyatından bir bölüm okunmasını önerdi. Kuzey Kafkasyalı mültecilerden birinin ifadesiyle bu bölüm, külliyatın 9. cildinde yer alan ve 1905-1907 yıllarında Polonya kurtuluş hareketinin başarısızlığa uğraması sonrasında Krakov ve Lvov'da Polonya Sosyalist Partisi'nin (PPS) parti okullarında okutulan dersler serisindendi. Aynı mülteci, okunan bölümün "elinde devlet aparatları, ordu vs. bulunan iktidar mevkiindeki hükümete karşı bütün milletin yapacağı musalleh mücadelenin teşkil ve tertibine ait metodlara" ilişkin bulunduğunu kaydetmektedir[20]. 20 Haziran 1936'da ise Pilsudski'nin mezarını ziyaret eden Kafkasya delegasyonu çelenk koyarak XX. yüzyıl Polonya tarihinin bu ilginç siması önünde bir kez daha saygı ve şükranlarını sergilemiştir. (KAYNAK= Tarih ve Toplum, İstanbul, Temmuz 1997, No: 163, s: 13-16.) [1] Stefan Pomaranski - Jozef Pilsudski, Hayat ve Faaliyeti, Resimli Ay Matbaası T.L. Şirketi, İstanbul, 1933, s:3. [2] "Mareşal Pilsudski'nin Defin Merasimi ve Kafkasyalıların Lehistan'ın Milli Matemine İştiraki", Severnıy Kavkaz, Varşova, 1935, No:16, s:4-5. [3] M. - "Juzef Pilsudski'nin Ölümünün Yıl Dönümü", Naşa Tsel, Varşova, 1936, No:1, s: 9-10. [4] Stefan Pomaranski - a.g.e., s: 45. [5] Stefan Pomaranski - a.g.e., s: 47. [6] Stefan Pomaranski - a.g.e., s: 48. [7] H. Ross - A History of Modern Poland, Londra, 1966, s:48'den Eric J. Hobsbawm - 1780'den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik, (çev: Osman Akınhay), Ayrıntı Yay., İstanbul, 1995, (2.B.), s:63. [8] M. - "Juzef Pilsudski'nin Ölümünün Yıl Dönümü", Naşa Tsel, Varşova, 1936, No:1,s:9. [9] Patrik vor zur Mühlen - Gamalıhaç ile Kızılyıldız Arasında, İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halklarının Milliyetçiliği, (çev:Eşref Bengi Özbilen), Mavi Yay., Ankara, 1984, s:1-2. [10] "Mareşal Pilsudski'nin Defin Merasimi ve Kafkasyalıların Lehistan'ın Milli Matemine İştiraki", Severnıy Kavkaz, Varşova, 1935, No:16, s:4-5. [11] a.g.y., s:4-5. [12] M.E. Resulzade - "Josef Pilsudski", Severnıy Kavkaz, Varşova, 1935, No:14, s:3. [13] "Milli İde Kahramanı", Znamya Naroda, Varşova, 1935, No:1, s:1. [14] Mehmed (Magomed) Çukua - "Mareşal Yuzef Pilsudski", Znamya Naroda, Varşova, 1935, No:1, s: 4-5. [15] Ali Şurdum - "Mareşal Pilsudski", Znamya Naroda, Varşova, 1935, No:1, s:3. [16] "Mareşal Pilsudski'nin Defin Merasimi ve Kafkasyalıların Lehistan'ın Milli Matemine İştiraki", Severnıy Kavkaz, Varşova, 1935, No:15, s:5. [17] "Kavkasskaya koloniya v Poşle vozlagayet na holm marşala Yuzefa Pilsudskogo v Krakove zemlyo c Kavkaze", Severnıy Kavkaz,Varşova,1936,No:15, s:27. [18] Bkz: "Mareşal Pilsudski'nin Defin Merasimi ve Kafkasyalıların Lehistan'ın Milli Matemine İştiraki", Severnıy Kavkaz, Varşova, 1935, No:16, s:4-5. [19] Bkz: "Kafkasya Kolonisinin Krakov Seyahati", Severnıy Kavkaz, Varşova, 1935, No:16, s: 26-27. [20] M. - "Juzef Pilsudski'nin Ölümünün Yıl Dönümü", Naşa Tsel,Varşova,1936, No:1, s:9-10. 22:59 - 22/9/2006M. Aydın Turan - Fırtınalı Yıllarda Bir Mücadele Adamı: Ahmet Ts
Rus intelijansiyasının önemli isimlerinden biri Bakunin.... Baskıcı bir imparatorluğun ikliminde şekillenmiş. İsmi zikredildiğinde akla ilk gelen: "anarşizm" Sokaktaki adamın kafasında bulanık bir imajla duran bu kelime kimi zaman "terörizm"e eşdeğer.... Oysa,otoritenin tüm biçimlerini reddeden bir düşünce sistemi "anarşizm". İktidar,rengi ne olursa olsun sadece beşeriyetin mutsuzluğuna damgasını vurur bu ekolün mensuplarına göre... Bakunin 1870'lere doğru "tepedeki adam"a henüz güvenini yitirmemiştir... Çara ve kamuoyuna deklere edilen fikri, "saltanata destek"; ama şartları var.... II. Alexander'e "milli bir Çar" olmayı arzu ederse,kendisini takip edebileceğini ilan etmiş,isteklerinin yerine getirilmeyeceğini bile bile koşullarını sıralamıştı: Çar öncelikle Alman etkisinden kurtulmalı, Polonya ile uyuşmalıydı.Bürokrasiyi dağıtıp toprakları köylülere paylaştırmalı, Finlandiya'ya, Litvanya'ya, Ukrayna'ya, Polonya'ya bağımsızlıklarını vermeli, Kafkas halklarının da özgürlüklerini iade etmeliydi. Elbette iktidar,aristokrasinin haşarı çocuğuna hiç hoş bakmaz. "Yıkıcılık tutkusu yaratıcı bir tutkudur" diyordu, Bakunin ve popülist söylemiyle "avamı" isyana davet ediyordu. İcabet bir yana, Romanoflar bildikleri gibi yönetmekten şaşmazlar imparatorluklarını. Yüzyılımızın başlarına dek, Uzakdoğunun uç noktalarından Avrupa içlerine, Kafkasya'nın yalçın doruklarından kuzeyin sert hinterlandına kadar yayılı geniş bir coğrafyayı kontrolü altında bulundurur Rusya... Birbirinden bambaşka halkları ve kültürleri boyunduruğu altına alan, sertlikle lütufkarlık arasında keskin zigzaglar çizen imparatorluk içten içe kaynar... Nihilistler, anarşistler, burjuvalar, marksistler, liberaller,sosyal demokratlar hepsi sahnede yer alır.1904'te Rus-Japon savaşı patlak verir, sonuç hüsrandır, saltanatı kurtarma uğruna Çar tavizler vermek zorunda kalır... 1905 manifestosu küçümsenemeyecek bir geri adımdır Romanoflar için,ama "bütün doğru Rus oğullarını" göreve çağırırlar. Devlet Duması ve Şurası'nın tesisini ilan ederler... 27 Şubat 1917'ye kadar tahtın sahibi II. Nikola... Oysa sokak huzursuz, aç ve sefil... Bir dilim ekmek, savaşın olanca yükünü çeken kitlelerin beklentisi... Ama verilen,doğrulan namlulardan gönderilen kurşunlar... Duma başkanı Rodzyanko'nun çırpınışları bile imparatoru etkilemez,ortam kontrolden çıkar, isyan bayrağı dalgalanır... Binler onbinlere katlanır, soğuk bir kış günü Romanof hanedanın ihtişamı hırçın kalabalıkların ayakları altında kaybolur.. 28 Şubat'ta "Petrograd Sovyeti"nin bildirisi elden ele dolaşmaya başlar. Krenski,Skolobev gibi Rus; Çkheidze, Tseretelli gibi Gürcü, Tsalıkkatı gibi Kuzey Kafkasyalı üyeleri barındıran "sovyet" politik bir görev çerçevesi çizmektedir: "Halkçı güçlerin örgütlenmesi ve Rusya'da halkın egemenliğinin yerleştirilmesi. Eski rejimin eksiksiz bir biçimde ortadan kaldırılması gizli,doğrudan,eşit ve herkesin katıldığı bir oylama ile seçilen kurucu bir meclisin toplanması.. "İktidar sorunu bu sesle birlikte karmaşık hale gelecek, 1 martta "Duma"nın "Kadet","Menşevik", "Sosyal Devrimci" milletvekilleri Rodzyanko yönetiminde biraraya gelerek "Geçici Hükümet" kurulmasına yönelik çalışmaları başlatacaklar, ertesi gün Prens Lvov'un başkanlığındaki kabine açıklanacaktır.Yetke yakın gelecekte yapılacak demokratik seçimle oluşacak Kurucu Meclis'in toplanmasına dek bu hükümette toplanacaktı. Anweiller titizlikle, kafalardaki bulanıklığı giderme uğraşısı sergilemiş: "Rusya'da Sovyetler (1905-1921)".. Hiç bir ihtilal anlık hezeyanların eseri değil... Uzun hazırlık dönemlerini,çatışmaları, uzlaşmaları, bölünmeleri ile süreç halinde değerlendirilmeli... Yoksa Marks'ın "deterministik" şablonu ile değil... 1917 Şubat ihtilali bütün monarşi karşıtlarının işi, cephe geniş;Ekim ihtilali ise bolşeviklerin,yani profesyonellerin... Çarlığın tavsiyesinde "sovyetler "in rolü görmezlikten gelinemez;ama "sovyet" kavramı,yüzyılımızda boy atan bir imparatorluğun ismini çağrıştırmamalı... Anweiller,yaygın olarak kullanılan bir yanlışlığa dikkat çekerken bunun üstüne basıyor ve "sovyet" kavramı ile "bolşevizm" kavramının özdeşleştirilmesini "tarihsel bakımdan savunulamaz" görüyor. Çünkü 'Sovyetler", yani "konseyler" başlangıçta bağımsızdır.Ne Lenin'in,ne de Stalin'in yeri yoktur "sovyetler"de. İktidarın çok başlı bir görünüm verdiği 1917 ilkbaharında bu bağımsız guruplar işçilerin, köylülerin, askerlerin ve entellektüellerin garip bileşimini yansıtırlar... Merkezileşmemiş, dağınık odaklar olarak dikkat çekerler... Ama denklemde de bir gücü temsil ederler... Stalin "biz, bizim çoğunlukta olduğumuz sovyetlerden yanayız" der pervasızca. Yani, "bolşevikler"in ağırlık taşıdığı konseyleri hor görür... "Petrograd Sovyeti" üyeleri arasında ismine rastlanılan Tsalıkkatı kimdi? Çok iddialı başlık taşıyan bir kitabın sayfalarında ne doğum tarihi bellidir, ne de ölüm senesi... Yazarı zahmet edip 145.sayfayı ayırmış kendisine... "Muhaceretteki Çerkes Aydınları"nda" çok büyüklüğü'nden bahsediliyor sadece: "çok büyük..." İzzet Aydemir bugüne dek doğru bilgiye ulaşmada kendini hiç zorlamadı ki... Her kelime boşlukta. İçi doldurulamayan bu yığınlara nasıl ciddiyetle bakılabilir? Hele hele "önsöz"de "ölümleriyle birden ortadan kaybolan aydınlarımızın bibliyografyalarını" hangi güçlüklerle bulabildiğini söylemesi yok mu?.. İki yerde de ısrar ettiğine göre, üstad "biyografi" ile "bibliyografya"nın anlamlarından bîhaber olsa gerek. Ama o bilmiş edası... Sormak lazım,"aydın" kim diye... Met Çunatuka İzzet'le Neveser Kökdeş'i hangi ortak paydada buluşturabilirsiniz? Lemi Atlı hem "Çerkeslik yönü hiç olmayan" bir kişi, hem de "Muhaceretteki Çerkes Aydınları" arasında... Şevket Dağ, Aziz Meker'le aynı kategorik başlık altında... Kronolojik hatalar cabası, bilgi yanlışları dizboyu... Ahmet Nimbolatoviç Tsalıkkatı Osetya'da doğmuştu... Kuzey Osetya'nın Kurtati Boğazı'ndaki küçük bir köyde, Nogkau'da yaşama gözlerini açtığında Kafkasya mücadelesinin hatıraları henüz sıcaklığını koruyor, tarihler 1882'yi gösteriyordu... Çocukluğu destani ve dramatik anılarla şekilleniyordu... Despot bir yönetim, sömürgecilikten asla taviz vermeyen beyinler... Bütün sömürgeleri olduğu gibi Kuzey Kafkasyayı da kuşatan atmosfer bu... Tsalıkkatı'nın okuması lazımdı. Dış dünyayla doğrudan ilişkisi Stavropol Orta Öğrenim Okulu'nda başladı. Başka Kuzey Kafkasyalı öğrencilerle aynı sıraları paylaştı. 1899'da Gimnaziya'dan mezun olduğunda önünde yeni hedefler vardı... Moskova Üniversitesi'nde farklı bir dünyayla karşılaştı Tsalıkkatı. Hukuk Fakültesi'ndeki öğrenciliğinde monarşi karşıtı arkadaşlar edinmiş, devrimci düşüncelere ilgi duymaya başlamıştı. Üniversite başka bir atmosfer teneffüs ettiriyordu; Rusya Sosyal Demokrat Partisi'ne girişi bu döneme rastlamıştı... Tabii, güvenlik örgütlerinin takibine uğrayışı yine aynı zamanlarda tanıştığı bir gerçeklikti... İzlenme, hapis cezaları onun yaşamında elbette izler bırakacaktı... Rejim, sürgün gibi başka nimetleri de sunuyordu. Tsalıkkatı Moskova'dan Kafkasya'ya uzaklaştırılan bir gençti.. Onun için bir "sürgün"den çok baba ocağına dönüş olmuştu 1903... Kuzey Kafkasya'da yaptıklarına gelince: Terek Bölgesi'nde sosyal demokrat komiteler kurar, devrimci düşünceleri Osetya'ya getirir, dar alanda kalmaz, çalışmaları Dağıstan'a yayar ve Rusya Sosyal Demokrat Devrimci Partisi Terek-Dağıstan Merkezi'nin oluşumuna emek harcar... Bir anlamda monarşi karşıtı politik zeminlerin meydana getirilmesinde birinci dereceden roller yüklenir Tsalıkkatı. 1904'de Moskova'ya okuluna döner. Kiev'deki Rusya Gizli Öğrenci Kongresi'ne Moskova Üniversitesi temsilcisi seçilir... Rusya'da kurucu meclis seçimleri yapılmasını talep eden ilk öğrenci bildirisi Tsalıkkatı tarafından kaleme alınır... Nihayet,1907'de Hukuk Fakültesi'ni bitirerek avukatlık yapmayı dener... Ama tatmin olmaz ve politik arenaya büyük bir arzu ile geri döner... Russkoe Slovo, Ranneye Utro, Vestnik Yeuropı, Utro Rossii gibi zamanın büyük yayın organlarında çalışır, ayrıca şiir, hikaye, roman ve denemeler kaleme alır. Yazarlık günleri Devlet Duması'nın müslüman milletvekillerince izlenir, dikkatleri çeker ve okullar konusunda çalışmak üzere davet edilir. Aynı zamanda "Musulmanskaya Gazeta" adlı gazetenin sahipliğini de yapar Tsalıkkatı; daha farklı konularla uğraşarak düşüncelerini sürekli geliştirir. Bu gazete bir okul işlevi yüklenir adeta... 1911'lerde, sonradan ünlenecek Sultan Galiyev de bu gazetede "Başkır Kızı", "Tatar Düşü", "Bitmeyen Şarkı", "İnsan", "Sis Altında" gibi öyküler yazar. Evet, Şubat 1917 İhtilali Rusya'ya bir iyimserlik havası vermişti, ama bundan sonra "ne olacaktı?" Pek de uzak olmayan bir geçmişte Başbakan Stolipin, Ortodoks Yüksek Dini Şurası Başkanı Lukyanov'a yazdığı mektupta açıkça "Hristiyan milletinin müslüman dünyası ile çatışması, dini olmaktan çok politik ve kültürel bir mücadeledir" derken bir gerçeği dile getiriyordu... Karşılıklı güvensizlik daima varlığını korumuştu. Rusya egemenliği altına aldığı toprakları, bu topraklardaki halkları kaybetmek istemiyordu... Bir yandan ekonomik kaynakları denetimi altında tutmak, öte yandan askeri kaygıları belli ölçülerde telafi edebilmek imparatorluğun sömürgelerde uyguladığı politikanın esasını teşkil ediyordu. Hanedanın sahneden çekilişi ile herşeyin düzelmesi sağlanabilecek miydi? Böyle bir beklentinin gerçekçi olmayacağını müslüman topluluğun politik deneyim sahibi temsilcileri elbette biliyorlardı. Şubat 1917 sonrasında, Müslüman topluluğu ile merkez arasındaki olası ilişkilerin yönünü belirlemek üzere 4.Duma'nın müslüman milletvekilleri 15-17 Mart 1917 tarihleri arasında Petrograd'ta biraraya geldiler. Paradoksal durumun analizi ve ortak hareket imkanının sağlanmasına yönelik olarak Mayıs başlarında geniş katılımlı bir kongrenin toplanmasını karara bağlarlar. Misyonun ise bir "Geçici Merkez Büro" kanalıyla gerçekleştirilmesi uygun görülür: 1)Rusya'daki bütün müslüman milletleri yapılacak kongreye katılmak üzere davet edilmeli. 2)Katılacak temsilcilerin nisbeti prensibine mümkün olduğunca uyulmalı. 3)Bütün müslüman kültür ve eğitim kurullarının, öğrenci cemiyetlerinin, inanç birliklerinin, kooperatiflerin ve buna benzer örgütlerin temsilcilerinin bu yeni bütün Rusya Müslümanları Kongresi'ne katılmaları için davet edilmeleri. Tsalıkkatı'nın Rusya platformunda hızla yükselişine zemin hazırlayan ortamı bu toplantı sağlamıştı. Oluşturulan 28 kişilik "Geçici Merkez Büro"nun başkanlığı, aynı zamanda "Petrograd Sovyeti"nin ateşli bir mensubu olan Tsalıkkatı'ya verilmişti. Rusya müslümanları gerçekte çok farklı eğilimlerde, dağınık bir manzara gösteriyordu... Sadri Maksudi her ne kadar Kadet'lerin kongresinde tersi bir demeç verdiyse de, durum onun söyledikleriyle apaçık çelişiyordu. Maksudi'ye göre "otuz milyon Rusya müslümanı Hürriyet Partisi cephesindeydi ve öyle kalmıştı... " Ilımlı bir rota takip eden Büro, sözcüsü aracılığıyla Kadet'lerin dengesiz politikalarına cephe aldığını açıkça ortaya koymakta tereddüt etmedi... "Golos Dagestana" gazetesinin 30 Nisan 1917 tarihli nüshasında yer alan açıklama aynı zamanda Sadri Maksudi'ye bir cevap niteliğindeydi... Bu deklere,aralarında Maksudi'nin de yeraldığı birçok müslümanın Kadet saflarından kopmasına yolaçacaktı: "Yaşadığımız saatlerde müslüman toplumunun en ılımlı tabakaları bile,soylular ve kentsoylular Kadet saflarında yer almayı uygun görmemektedirler.Rusya müslümanları yıllarca Rus emperyaLizminin kurbanı olmuşlardır ve bugün aynı emperyalizmin savunuculuğunu üstlenmeye razı değillerdir. " Mart ve Nisan ayları,tasarlanan kongrenin hazırlıkları ile geçerken üç alternatif eğilim hemen hemen netlik kazanmıştı. Bu alternatifler aynı zamanda temel konular üzerinde uzlaşabilmenin güçlüğünü de anımsatıyordu. Muhtemel çözüm şekillerinden ilki "kesin bağımsızlık" idi ve buna Ekim 1917'ye kadar ciddi şekilde sahip çıkan olmayacaktı. Buna karşı "merkezileştirilmiş bir devletin içinde kültürel özerklik" formülü, homojen görüntü vermeyen Tatar ticaret buıjuvazisi, liberal, islambirlikçi veya Türkbirlikçi ya da sosyalist aydınlar tarafından rağbet görüyordu. Öte yandan "federal bir cumhuriyete bağlı halde toprakların özerkliği alternatifi de karmaşık bir fikir dokusunun manzarasını ortaya çıkarmaktaydı. Bu gurup Kazanın genç sanayi burjuvazisi, Türkistanlı "Cedid" hareketini benimseyen entelllektüeller, Azerbaycan burjuvazisi, Başkır sosyalistleri ve Tatar sosyalistleri gibi kesimlerce oluşturuluyordu. Müslüman siyasal gruplaşmaları arasında"alışılmadık taktik ittifakların" oluşacağı, "kesin bağımsızlık" istemlerinin çok geri planlarda kalacağı 1-11 Mayıs 1917 tarihleri arasında süren "Rusya Müslümanları Kongresi"nde, (bütün müslüman halkların "sayısal ağırlıkları"na göre) 900 delege bulunur. 1 Mayıs 1917'de kürsü, reformist bir din alimi olan Musa Carullah Bigi'ye teslim edilir... Bigi,kısa törenden sonra sözü, "Rusya Müslümanları Geçici Merkez Bürosu Başkanı'na verir. Başkan Tsalıkkatı,Şubat ihtilali ve konumları içeren açılış könuşmasında heyecanını gizleyebilecek durumda değildir: "Milletlerin, yüzyıllardan beri içinde ızdırap çektiğimiz karanlık zindanı, halkın ayaklanmasının patlamaları arasında ezilmiştir. Bu salonda yaptığımız toplantımız hürriyet şafağının ışıkları ile aydınlanmıştır. Fakat kalplerimizi dolduran mutluluk hissi, politik sorumluluk duygusunun ve asırların tarihi derslerinin verdiği uyanıklığı örtbas etmemelidir. Şimdiye kadar müslümanlar hristiyanların ayakları altında ezildi ve ikinci, hatta üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gördü..." Bolşevikler dışında tüm politik fraksiyonların ve siyasal eğilimlerin temsil edildiği kongrenin ciddi toplantıları ancak 3 Mayıs'ta başlayabilmiş ve Tsalıkkatı kürsüye gelirken etkili bir metin hazırlamış, konuşmasını Batı dünyası üzerine kurgulamıştı. Zenkovsky, onun "Kafkas mizacının bütün şiddetiyle" sahneyi kapladığından bahsediyor... Petrograd Sovyeti'nin "kayıtsız şartsız barış" çağrısını tekrarlayan Tsalıkkatı'ya göre Batı, daima sinsiliğin odağı olmuştu: "Bütün Avrupa hükümetleri şimdiye kadar hürriyeti ve demokrasiyi ezberden okuyan güzel konuşmalarla kötü niyetlerini ve yaptıkları işleri gayet mahirane şekilde gizlediler... Şimdi Avrupalı kuvvetler tarafından organize edilen birçok savaşları hatırlayarak şu sözü aklımıza getirebiliriz: 'Rüzgar eken fırtına biçer.' Size teşekkürler. Avrupalılar, son üç yıldan beri insanlık kan ağladı ve mülevves oldu." Bu yarı alaycı, yarı hedef gösterici konuşma salondaki katılımcılar arasında derin akisler yapacak kuvvetteydi: Rus İhtilali Aurupa'yı cezalandırmak ve insanlığı Batı'nın kaplamış olduğu pislikten arındırmak için gökten gelen bir yıldırım gibi yetişti. Bu ihtilal Moğol steplerinden Atlas okyanusuna kadar bütün İslam dünyasını uyandırdı.Asya ve Afrika halklarının meydana getirdiği bu Türk-Tatar dünyası çok önceden İslamiyeti kabul etmişlerdi ve İslam kültürüne sıkı sıkıya bağlıydılar.Rusya müslümanları olan bizler, bütün islam memleketleri arasında en ileri olanlarıyız ve hürriyet uğruna birlik teşkil etmeye bir örnek vermek bizim görevimizdir. Bugün islam dünyası geri bir durumdadır,fakat bu Avrupa'nın gem vurmasının bir sonucudur.Bu sırada dünya kuvvet toplamaktadır.Biz müslümanlar, İslamın kutsal ve büyük kitabına dayanarak, bütün müslümanları kendi itikatlerini ve medeniyetlerini müdafaa etmek için ayaklanacakları ve kendilerini hala kainatın yöneticileri olarak görmeye devam eden Avrupalılara karşı mücadeleye başlayacakları zaman yakındır. Yakın Doğu halkının uyku içinde olduğu ve bu sessizliğin onların toprakları üzerinde hüküm sürdüğü her zaman söylenmişti. Artık bu uyku sona erdi... Tsalıkkatı'ya göre "uyku sona ermişti..." Romantik bir yaklaşımdı bu... Hakikat bambaşkaydı, ama konuşma bitmemişti: "İranlıların ve Jöntürklerin ihtilali, Trablusgarp'daki ayaklanma ve son olarak bizim Rus ihtilaline katılmamız Doğu'nun uyanmakta olduğunu göstermektedir. Avrupalılar hala İslam memleketlerindeki durumu yanlış anlamaktadırlar, fakat kendilerinin müdafaa durumuna geçmek zorunda kalacakları ve üstün gayretlerini bir zamanlar kendilerine köle gibi hizmet eden ve kendilerinin istismar ettikleri kimselere karşı kullanmak zorunda kalacakları zaman yakındır." Resulzade'ye gelince; o Tsalıkkatı'nın aksine, sosyo-kültürel prensipler çerçevesinde birleşmeyi değil, "ulusal varlıkların kabulünü içeren otonom devletlerin kurulmasından yana olduğunu vurgular ve "halkların kendilerine mahsus özellikleri'nin çözüm arayışında öncelikli kalacağını söyler... Mehmet Emin Resulzade; görüşlerini bütünüyle "ulusal" perspektiften işlerken pan-türkizmin ötesinde kalmaya özen gösterir: "Benim fikrime göre gelecekteki Rusya, muhtar arazileri ihtiva eden bir federasyon olmalıdır. Rusya'nın müstakbel politik orgainizasyonu her birinin kendi ulusal memleketleri olması gereken bütün halkını tatmin etmelidir." Resulzade'nin konuşması bir protesto dalgasıyla karşılanır. Tsalıkkatı ve taraftarları kendilerine denk düşmeyen bu sesi kongre salonunu terkederek protesto ederler. Gerginleşen durum üzerine genel toplantı usulü 7 Mayıs'a dek askıya alınır, alt komisyonlar çalışmalarını sürdürür. Belirlenen tarihte tekrar başlayan oturumda Tsalıkkatı, Kazak delegesi Dosmuhammedov'un hışmına uğrayacak ve onun ağır sözlerinden nasibini alacaktır: "Milliyetin ne olduğu hakkında hiç bir fikriniz var mı? Bu kan, ruh, gelenek, dil adet ue toprak bütünlüğü demektir.Toprak bütünlüğü olmayan,merkezileşmiş otonomi esasına dayanan bir "müslüman" ulus yaratamazsınız. Siz bir pan-islamiyetçi değil misiniz? Pan-islamiyetçiliğin arkasında, bir milliyetin diğerine hühmetmek istemesi gibi entrikaların gizli olduğunu biliyoruz." Bu sert çıkışlara rağmen kurultaydaki kadın delegelerin çoğunun da desteğini alarak "Merkeziyetçi" tezi savunan Tsalıkkatı bir çok sebep öne sürerek federalist tezi reddediyordu: "1- Federatif bir devlet içindehi müslüman emekçiler ileri derecede bulunan Rus sosyal hukukundan faydalanamayacaklardır. 2- Merkez dışı eğilimler her müslüman toprağını kültürel ve dinsel yönden yanlız bırakacak, Sünnilerle Şiilerin birleşmeleri geri kalacak ve eski ayrıcalıklar yeniden su yüzüne çıkacaktır. 3- Kafkasya ve Kuzey Türkistan gibi nisbeten geri" kalmış bölgelerde kadın hakları konusu daha büyük zorluklarla karşılaşacaktır. 4- Merkez dışı eğilimler Tarım Reformu'nu zorlaştıracaktır. 5- Ortadan kaybolmaktan uzak bulunan milliyetler sorunu, tersine bir dizi yerel sorun doğuracaktır. Ayrıca Rus halkının arasına dağılmış olan küçük müslüman topluluklar her türlü özerklikten yoksun olarak daha hızlı bir Ruslaştırmaya uğrayacaklardır. 6- Müslümanlar'ın birleşik cephesi zayıflayacak ve Türk halklarla Türk olmayan halklar arasındaki beraberlik zarar görecektir.Böylece Rus islamı'nın iki büyük tarihsel görevi olan, Büyük Asya Müslüman Kültürünün Rönesansı ve Müslüman halkları Avrupa burjuvazisinin boyunduruğundan kurtarma amacı suya düşecektir. 7- Yoğun merkez dışı eğilimler varlıklı sınıflardan başka kimsenin işine yaramayacak ve bundan sadece soylular, burjuvalar ve din adamları faydalanacaklardır. " Neresinden bakılırsa bakılsın, kongre, çarlığın "yamalı bohçası"na uzun bir süre içinde dahil edilen irili ufaklı İslam topluluklarının bir eylem planı çerçevesinde bir araya getirilebilmelerinin bütün güçlüklerini ortaya koyuyordu. "Ünitarizm" ve "federalizm" uçları arasına sıkışan delegeler, sonucu belirleyen oylamada Tsalıkkatı ve destekçilerini derin bir hayal kırıklığına uğratmışlardı... Resulzade ve takipçileri neredeyse yarıya yakın bir farkla oylamadan galip çıkmışlardı(sayım sonuçları Swietochowski'de 271'e 446, Zenkovsky'de ise 271'e 466'dır). Ancak çarpışan iki görüş arasında daha fazla açılmanın engellenebilmesine yönelik girişim Tatar sosyalist Ayaz İshaki'den gelecek,kongrenin son günü olan 11 Mayıs'ta "ortak siyasal eylemi koordine etmek" üzere oluşturulan "Milli Merkez Şura"nın başına Tsalıkkatı getirilecektir. "İcra Komitesi" ise İshaki'nin yönetimine bırakılacaktır. Bununla birlikte Resulzade kongrenin nihai metnine damgasını vuracak ve bu metin "Geçici Hükümet"e tavsiye kararları olarak iletilecektir: "a) Rusya Müslümanları Kongresi, müslüman halkların çıkarlarına en uygun çözümün, ulusal toprak temeline dayanan federatif demokratik bir cumhuriyet olduğuna inanmıştır. Sadece belirli bir toprak sahibi olmayan milliyetler ulusal,kültürel özerklikten faydalanacaklardır. b) Ortak dinsel ve kültürel sorunları çözüme bağlamak ve müslümanların milliyetçi hareketlerini koordine etmek için tüm Rusya için yasama gücü taşıyan, müslümanlar arası bir organ meydana getirilecektir. " Kongre bunlara ilave olarak, Geçici Hükümet'ten müslüman komutanlar emrinde müslüman askeri birimlerin kurulmasına izin vermesini de isteyecektir. Bu kritik dönemdeki toplantı her ne kadar, ortak zeminin yakalandığı hissini uyandırıyorsa da, sonradan gelişen olayların da göstereceği gibi yollar ayrılmıştı. Buna rağmen Milli Şura,"Geçici Hükümet"teki kadet bakanların çekilmesi üzerine,yeni kurulacak kabinede en az iki bakanlık elde edebilme ümidiyle harekete geçmişti. Tsalıkkatı ve İshaki'nin başkanlığındaki delegasyon Lvov'u ziyaretlerinde bunu vurgulamışlar ve Tarım Bakanlığı ile boştaki başka bir bakanlığı istemişlerdi. Ancak bu istek Petrograd Sovyeti Başkanı Çkheidze ile yine bir Gürcü menşevik olan Tseretelli tarafından şiddetli bir tepkiyle karşılanacak ve Tsalıkkatı'yı şaşkınlığa sürükleyecektir. Milli Şura ile Petrograd Sovyeti arasındaki bu çatışma 9-14 Eylül 1917 arasında geçen sinir harbinde askıya alınmışsa da Tsalıkkatı'nın "Rus ve Gürcü sosyalistlerden uğradığı hayal kırıklığı'nı asla ortadan kaldıramamıştı... Buna rağmen, beyaz general Kornilov'un 9-14 Eylül devresinde "Geçici Hükümet"i alaşağı etme harekatı sürerken Tsalıkkatı tüm uzlaşmazlıkları bir kenara bırakmayı tercih edecektir... Alman sınırından Petrograd'a çekilen "Vahşi Tümen" diye anılan 7 alaylı Kuzey Kafkas Fırkası Krenski hükümetinin sonunu getirebilecek darbeyi kolaylıkla atabilecek güçteydi... 1917 Haziranında Pşimaho Kosok'un "Geçici Hükümet'ten ülkelerine iadesini istediği kuvvetler şehiri kuşattığında "devrim garnizonunun askerleri" silahlarını bırakmışlar ve geri çekilmişlerdi. Tabii bir spekülasyon; ancak Kornilov harekatı başarıya ulaşsaydı belki "tarihin akışı" çok daha farklı olabilecekti. Ancak beyaz generalin umut bağladığı Kuzey Kafkas Fırkası Ahmet Tsalıkkatı, Aytek Namitok gibi isimlerin sayesinde, komutanları ikna edilerek engellenebildi... Demokratik ilkelere olan inançları ile Kuzey Kafkasya'nın delişmen gençlerini geri çevirdiler: "baba ocağına dönün ve anarşinin tehdit ettiği vatan toprağını savunun..." Şubat 1917 ile Ekim 1917 arasında devrimin koşulları hakkında yapılan tartışmalar birgün ansızın bitiverdi. "Belki daha iyi birer marksist olan menşevikler" Merkezi Rusya'daki iktidar kavgasını 26 Ekim 1917'de kaybettiler. Geçici Hükümete karşı Troçki'nin insiyatifinde başlatılan darbe başarıya ulaşır; bolşevikler Petrograd'da kendi dönemlerini başlatırlar. İhtilalin ilk günlerinde "mazlum milletlerin kalplerini kazanacak mahiyette" kaleme alınan,dağılan imparatorluğun teb'alarına yeni bir dünya vaadeden bildirilerini yayınlayan Bolşevikler "Rusya halklarının eşitliği ve hakimiyetleri", "otodeterminasyon", "bağımsız devletler kurabilme hakkı", "halklar üzerindeki kısıtlamaların ilgisi" gibi ana temalar üzerinde dururlar. Doğu halklarına yaptıkları çağrı "bir borozan" gibi etrafı kaplar: "Rusya müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları,Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları,Kafkas-ötesinin Türk ve Tatarları,Çeçenler ve Kafkas dağlıları... Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inançları ve gelenekleri Çarlar ve Rusya'nın yıkıcıları tarafından bozulmuş olan sizler... İnançlarınız ve gelenekleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız bundan sonra serbesttir ve dokunulmazlık içindedir. Milli hayatınızı serbestçe ve müdahalesiz şekilde organize ediniz. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki haklarınız Rusya'nın tüm halklarının hakları gibi, ihtilalin bütün gücü ve organları olan milletvekilleri, işçiler ve köylülerin sovyetleri tarafından korunacaktır. O halde bu ihtilali destekleyiniz." Rusya'daki tüm bu gelişmeler üzerine, Leninin "dönek" yaftası yapıştırdığı Kautsky "bir azınlık partisince proleterya adına mutlak iktidarın kurulması,sosyalist umudun inkarıdır" diyecek, sonradan ün yapan sözleri kaleme alacaktır: "söz konusu olan, proleteryanın diktatörlüğü değil, ama proleterya üzerinde partinin diktatörlüğüdür." Ekim İhtilali sonrasında yapılan, Raymond Aron'un bir zamanlar "batılı anlamda ilk ve son özgür seçim" diye tanımladığı "Kurucu Meclis" seçimleri Lenin'in bolşeviklerinde bir düş kırıklığı yaratacak tercihleri somutlaştırır... Devrimci Sosyalistler ezici çoğunluğu elde ederler: 20 milyon 900 bin oy ile 410 milletvekilliği... Lenin'in önderliğindeki Bolşevik Partisi "Kurucu Meclis"e 175 temsilci gönderebilecek kitlenin desteğini yakalayabilir (9 milyon oy ile % 25). Kadetler ve burjuvalar 4 milyon 600 bin oy - 17 temsilci. Menşevikler 1 milyon 700 bin oy - 16 temsilci. Azınlıklar 86 temsilci... Kurucu Meclise girenler arasında Tsalıkattı'nın ismine de rastlanır... Ne var ki "Rusya'da ilk demokratik seçimi kazanan vekiller, yasama görevlerine başlama şansı bulamazlar." Sovyetlere bağlı olmayı reddeden "Kurucu Meclis" 5 Ocak 1918 tarihindeki ilk toplantısının ardından zorla dağıtılarak Lenin'in iradesine uygun şekilde devre dışı bırakılır.Böylelikle parlamenter demokrasi ümitleri kaybolur gider... Bununla birlikte,tutunma çabasındaki bolşevikler hemen her kesimle ilişki kurmanın yollarını aramayı bırakmamışlardır. Müslüman "burjuva örgütleriyle de...Petrograd'ta faaliyetlerini sürdüren "Milli Şura da bunlara dahildi. "Uluslar Halk Komiseri" Stalin,yerli kitlelere "devrimin haklılığını" anlatabilmek üzere Tsalıkkatı'ya işbirliği önerisi yapmakta mütereddit davranmamış, "çok olumlu koşullar" vaad etmişti. Stalin "Milli Şura"nın bağımsızlığını koruyacağını ve Tsalıkkatı'nın yakın bir gelecekte kurulacak "Müslüman İşleri Komiserliği"nin başına getirileceğini söylüyordu. "Milli Şura" ikiyüzlülük örneği bu öneriyi tereddütsüz red etmekte vakit geçirmedi. Bununla da yetinmeyip Stalin'in kafasındaki ikinci isme de müdahale etti. Böylelikle bir Tatar sosyalist olan Said Engaliçev, geçmişte takındığı tavırların kurbanı olarak müslüman işlerinden uzak tutulmuştu. "Uluslar Halk Komiserliği" sonunda bir "ihtilal delisi" diye anılan Molla-Nur Vahidov'u gözüne kestirdi ve 19 Ocak 1918'de yayınlanan Sovnarkom bildirisiyle "İç Rusya Sibirya Müslüman İşleri Merkez Komiserliği"nin kurulduğunu ilan etti. Tsalıkkatı bundan sonra Rusya içlerinde hiçbir şey yapamayacağını anlamış olmalıydı. Elekhoti'nin ifadesine göre, merkezi Rusya'da bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi üzerine Tsalıkkatı Kafkasya'ya dönmüştü. 1918 başlarında "Terek Bölgesi Halk Konseyi"nin başına geçerek yine mücadeleye kararlılığını gösteriyordu. Belirtilen dönemde Kuzey Kaf kasya ise çok zor koşullar altında, maddi ve moral kısıtların kıskacında kendi rotasını çizebilme iradesini gösteriyordu. 11 Mayıs 1918'de birleşik, özgür bir ülkenin artık varolmaya başladığı deklere edilirken ciddi tehditler bütün şiddetiyle sürüyordu... Rusya içlerinde ise, Haziran 1918'e gelindiğinde bolşevikler büyük çaplı bir temizliğin ilk adımlarını atmışlardı... İç savaş artık giderek ivme kazanırken "sovyetler"in, yani "konseyler"in tasviyesi programı da yürürlüğe konmuştu. İlk darbeyi yiyenler ise menşevikler ve sosyalist devrimcilerin sağ kanadıydı... 1919 sonlarında Tsalıkkatı'nın bir kaç ay öncesine dek mensup bulunduğu ünlü Petrograd Sovyeti, başlangıcından çok farklı bir profil çiziyordu: 1500 bolşevik, 300 partisiz, 3 menşevik ve 100 sosyalist.. Temizliğin böylesi jakoben hışmın daha da yükseleceğine işaret ediyordu. Kanlı savaşlar Kafkasya'ya doğru yayılırken, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti liberal milliyetçiler, sosyal demokratlar ve muhafazakar ittifakı altında ülkede otorite kurmaya çalışıyordu. Azerbaycan "Müsavat"ın hakimiyeti altındaydı. Gürcistan'da ise menşevikler iktidarlarını koruyorlardı. İngiliz desteğindeki Beyaz Ordu hem bolşeviklere, hem de "milli varlıklarını" korumaya çabalayan güçlere karşı geniş ölçekli harekata başlamıştı. Bu kuvvetler 1919 kışından itibaren Kafkasyâ yı ciddi biçimde tehdit edecek açılımı sağlamışlardı. 23 Mayıs 1919'a gelindiğinde Denikin Kuzey Kafkasya Hükümeti'ni dağıtmış; Pşimaho Kosok istifa ederek çekilmişti. Kosok çok kısa müddet sonra beyazlarca Piyatigorsk'ta tutuklanacaktır. ""Rus generalleriyle daha kolay anlaşma yolu bulur" ümidiyle işbaşına getirilen Mikail Halil ise Denikin'in ültimatomuna boyun eğer, milli meclisi de dağıtır, aydınların bir çoğu da Kosok'un akibetine uğrar, ya da Gürcistan ve Azerbaycan'a geçmek zorunda kalır. 1919 yazının ortalarına doğru askeri durumun iyice kötüleşmesi, Denikin kuwetlerinin artan tazyikleri herkesi ortak noktada buluşturur: ülkenin korunması... İslamcı-muhafazakâr Uzun Hacı'nın, Akuşalı Ali'nin yönetiminde "Savunma Konseyi" kurulur. Savaşçı gücün çoğunluğunu sûfı teşkilat mensupları teşkil eder... Konseye liberal milliyetçiler de destek verir, Tsalıkkatı'nın yönetimindeki sosyal demokrat-menşevik kanat da... Beyazlara karşı savaşta Korkmazov'un, Kalmık'ın bolşevik destekçileri de yer alır... Tsalıkkatı bu dramatik anlarda Gürcistan ve Azerbaycan hükümetleri ile temas sağlamaya çalışır. Tiflis'te 52 kişilik bir kongrenin başkanlığını yapar, askeri ve politik kontakların kurulmasında rol oynar... Ali Han (Kantemir) ve iki delegeyi Karabağ'da karargah kuran Kazım (Kap) Beyin mücadeleye iştirakini sağlamak üzere görevlendirir. Ağustos 1919 ortalarında Kazım Bey Tiflis'te Tsalıkkatı ile görüşür ve bir dizi tedbir konusunda mutabık kalınır. 2 üyenin muhalefet şerhine rağmen 49 oyla Kazım Bey "Kuzey Kafkasya Cephe Kumandanlığı"na getirilir. Tüm kombinezonlara rağmen Denikin kuvvetleri Kuzey Kafkasya'da büyük yıkımlarına devam ederken kendisini de tüketir. Sonuç Kızılordu'nun işine yarar ve önce Kuzey Kafkasya, sonra Azerbaycan ve Gürcistan bütünüyle bolşevik hakimiyetine girer. Son direniş noktasını oluşturan Gürcistan'ın da istilasıyla liberal, sosyal demokrat ve menşevik gruplar Kafkasya sahnesini terkederler... Tsalıkkatı da bu hüzünlü kervanın yolcuları arasına katılır. Bu dönemde, genel politik konjonktür dolayısıyla, eski muhaceretin kalabalık görünüm verdiği Türkiye "bağımsız Kuzey Kafkasya" mücadelesinin sürdürülebileceği koşullardan uzaktı. İtilaf devletlerinin kuşatmasına karşı bolşeviklerle kurulan yakınlık ve destek beklentileri, yeni göçmen dalgasına pek de sıcak olmayan bakışları ön plana çıkarıyordu. Pragmatik temeller üzerine yükselen bu tavır en çok politik grupları etkilemişti. Sovyet hegamonyasına sokulan üç Kafkas ülkesinin (Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan) temsilcileri "Kafkasya'nın kurtuluşu ve konfederasyonu esasları üzerine" çalışacak "Kafkasya Kurtuluş Komitesi"nin kurulduğunu 1 Kasım 1924'de İstanbul'da açıklamalarına rağmen Türkiye kayıtsızlık çizgisini korumuş, hatta faaliyetlerin başka ülkelere kaydırılmasını dayatmıştı. 1926'da bu teşkilat Paris'e yerleşmek mecbuı~iyetinde kalacaktı. Wassan Giray Cabağı, Aytek Namitok, Alihan Kantemir, Pşimaho Kosok gibi önemli siyasiler ilk anlarda Türkiye'de çalışmayı tercih etmişlerdi; bunlardan başka Abdülmecit Çermoy, Haydar Bammat, gibi simalar batı ülkelerinde kalmışlardı. Tsalıkkatı'nın muhtemelen Türkiye günleri olmamış, doğrudan batıya gitmişti... O da, ülkeyi terkeden diğer politik mülteciler gibi muhaceret yaşantısının gerçekleri ile yüzyüzeydi. Masaıyk'ın Çekoslavakya'sı iki savaş arası devrede Avrupa'da "demokrasiyi en mükemmel şekilde ve başarıyla uygulayan devletlerden biri" idi. Tsalıkkatı'nın Pragta kalış sebeplerinden belki de en önemlisi bu serbest ortamdı. Muhaceretteki muhalefet bir bütünlük göstermiyordu. Ortak noktalar, bolşevik karşıtı düşünce ve tavırlar ile "ülkenin istiklali..." Tsalıkkatı Kafkasya'da Uzun Hacı'ya karşı koyduğu mesafenin aynısını Bammat'a da yöneltmişti. İsmi dolayısıyla ön planlara çıkarılan Said Şamil'e de muhtemelen pek sıcak bakmamıştı... Ama, 1917 Mayısında sert polemiklere giriştiği Resulzade'nin çizgisine doğru kaydığı da söylenebilir... 1924'te Tsalıkkatı Kuzey Kafkasya'nın istiklalini hedef alan bir yayın organını, "Kavkazky Gorets" isimli dergiyi Prag'ta çıkarmaya başlamıştı... Bu çizgi daha sonra geliştirilerek devam ettirilecekti... Kuzey Kafkasya emigrasyonun ilk büyük kaybı, Tsalıkkatı idi... Uzun süren hastalığına 2 Eylül 1928'de yenik düştü. Ülkesinden çok uzaklarda, 46 yaşında ömrünü tamamladı. Kuşkusuz insanların birbirileri hakkındaki düşünceleri büyük ölçüde subjektif kriterleri yansıtır. "İyi-kötü', "doğru-yanlış", "güzel-çirkin" hepimizde farklı değil mi? Tsalıkkatı'nın hataları yok muydu? Olabilir. Ama, beklentileri, kırıklıkları, coşkuları ve aksiyonuyla çağdaşlarından bambaşka bir tipti. Ahmet Nimbolatoviç Tsalıkkatı tam anlamıyla fırtınalı bir dönemde yaşamıştı; kavgaları, uzlaşmaları, zıtlıkları bu denli yoğun ve açık zamanlar için çok şeyler söylenebilir. Tambi Elekhoti ile fikir düzleminde belki kopuklukları vardı, ama benzer bir kaderi paylaşmışlardı. Elekhoti "Gortsı Kavkaza" dergisinin ilk sayısında, Kuzey Kafkasyanın bu haşarı ve hırçın çocuğu için kelimeleri özenle seçti; onun, Avrupadaki muhaceret günlerinin başlarında bile Rus demokrasisinin gücüne, Doğu Avrupa'daki ulusal sorunları çözme yeteneğine inandığını, ama acı tecrübelerden sonra "Kafkas halklarının politik bağımsızlık mücadelesinde sadece kendilerine güvenebilecekleri sonucuna ulaştığını" yazmıştı. Tsalıkkatı'dan geriye kalan sadece kitapları ve arşivi: Rus olmayanlara yönelik politika ve kültürel, ekonomik yaşam tarzı üzerine denemelerden meydana gelen Kavkaz i Povolje (Kafkasya ve Volga Bölgesi)... Toplu öykülerin yeraldığı V gorakh Kavkaza (Kafkas Dağlarında) ile Krasavitsa Zübeyda (Güzel Zübeyde)... Kafkasyanın devrimci yaşamının konu edildiği Brat na brata (Kardeş Kardeşe Karşı) isimli roman... Ve iki broşür: Musulmanskaya. Fraktsiya v Uçredilnom Sobranii (Kurucu Meclis'te Müslüman Fraksiyonu), Musulmane Rossii i federatsiya (Rusya Müslümanları ve Federasyon). Hazırlayıp, yayınlayamadığı iki çalışmayı da zikretmek gerek: Gorskaya Respublika (Dağlı Cumhuriyeti) ve Dagestan v ogne (Dağıstan Ateşler İçinde)... Naaşı bir sonbahar günü Polonya da, Varşova sokaklarında arkadaşlarının omuzlarına alındığında hayatın akışı devam ediyordu... Her zaman olduğu gibi hayat ve ölüm yine içiçeydi... Bir hikayesinde ölümü "sonsuz yokluk" diye tanımlamıştı Tsalıkkatı: "İşte bu kadar. Son budur!" diyordu; "sevinç ve ızdırapların, neş'e ve zaferlerin sonu" idi ölüm.
22:33 - 22/9/2006
|
Tanım Kafkasya Araştırmaları ve Analizleri Sitesi Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Kategoriler Son Yazılar - "Radio Liberty" ile "Kuzey Kafkasya Sürgünü"nün 143. Yıldönümü D - Soykırım Bölgesi Soçi - Marie Broxup – Kafkasya Müridizmi ve Sovyet Tarihçiliği - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey - M. Aydın Turan - Çerkesya Üzerine Bir İngiliz Tüccarın Gözlemler - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka - M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka |