BİRLEŞİK KAFKASYA ENSTİTÜSÜ

Marie Broxup – Kafkasya Müridizmi ve Sovyet Tarihçiliği

Kategori: Analiz

Kuzey Kafkasya Dağlılarının Rus istila hareketine karşı koyuşları 18. yüzyılın sonlarına doğru Çeçen asıllı Şeyh Mansur Uşurma tarafından başlatılmış ve üç büyük Nakşibendi imamı Gazi Muhammed, Hamzat Bek, ve Şamil'in liderlikleri altında 1859 yılına dek sürmüştür. 1877-1878 senelerinde de Dağıstan ve Çeçenistan'da yine direnişler yoğunlaşmış, 1920-1921 döneminde ise Said Şamil ve Gotsalı Necmettin (Gotsinski)'nin önderliğinde Dağıstan'ın ve Çeçen müritler, Sovyetlere karşı yönelen en son ve önemli başkaldırı hareketi ne girişmişlerdir.

 

Dağlıların mücadelesi "kutsal savaş" karakteri taşıyan; dağlı toplumunun her sınıfının hemen hemen katıldığı ulusal boyutta bir hareketti. Bu hareketi ise Nakşibendi sûfî kardeşliği yönlendiriyordu. Müridizmin Mansur'dan Uzun Hacı'ya ve Gotsalı Necmettin'e kadar tüm önderleri bu tarikatın şeyhleri idi. Mücadeleye katılanların çoğu da aynı tarikatın mensuplarıydı. Şamil'in esareti sonrasında diğer bir sûfî kuruluşu Kadiri Kunta Hacı tarikatı da 19. yüzyılın sonlarında Kuzey Kafkasya'nın özellikle Çeçen bölgesinde aktivite kazanmıştı. Gerek 1877-1878 başkaldırısında gerekse 1920-1921 döneminde Kadiriler de Nakşibendîlerle birlikte etkin rol oynamışlardı.

 

Yarım asır süren çabalarına rağmen Sovyet otoriteleri Kuzey Kafkasya'daki sûfî tarikatları hiç bir zaman tamamen yok etmeyi başaramamışlardır. 1920-1921 hareketinde inançlı kitleler, özellikle sûfîler ve müritler uzun süren kanlı zulümlerle karşılaşmışlar, fakat Nakşibendîler ve Kadiriler Sovyetlere karşı savaşta yer almışlar, yanı sıra her iki tarikatta 1928'de Kafkasların Kuzey-Doğusunda direnişe geçmişlerdi. Bunu 1934 ve 1940-1942 yıllan arasında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nde patlak veren benzer direnişler izlemiştir. Son ayaklanma, Komünist Partisi üyelerini bile bünyesine alan sûfî olmayan milliyetçi guruplar tarafından yönetilmiş, ancak Kadiri ve Nakşibendî müritler de gerillalar arasında oldukça önemli bir sayı oluşturmuşlardı.


Bugün her iki tarikat, Dağıstan'da (özellikle Nakşibendîler) ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nde (özellikle Kadiriler) mükemmel şekilde varlıklarını sürdürmektedirler. (Bu konu ile ilgili olarak bkz: A. Bennigsen-S. Enders Wimbush: Mystics and Commisars - Sûfîsm in the Soviet Union, London, C. Hurst, 1986).

 

Halen Kuzey Kafkasya'da (ve aynı zamanda SSCB'nin diğer bölgelerinde) sûfî organizasyonlarının varlıklarını sürdürebilmeleri farklı nedenlerle açıklanabilir. Söz konusu faktörlerden en başta geleni hiç şüphesiz, Kafkasyalı müritlerin Rus ordularına karşı sürdürdükleri uzun ve şanlı mücadelenin büyük gururudur. Bugün sadece Şamil motifi bile, hala Dağlıların, takipçilerinin paha biçilemeyecek değerdeki yadigarlarıdır. Onlar bütünüyle birer kahramanlık timsali olmuşlar, yaptıkları işler ise "büyük kardeş" Rusya'ya karşı geçmişte gerçekleştirilen direnişin belki yarın da olabileceğinin göstergesi olarak kabul edilmiştir.

 

İhtilâlden çok önceleri, Şamil ve Kafkasyalı müritler, Şamil'in askeri dehasına ve gazilerin cesaretine hayran olan Rus hasımları ile Karl Marks dahil; Çarlık rejimi aleyhtarları tarafından takdir ediliyorlardı. Sovyet rejiminin ilk yıllarında ise tüm ulusal özgürlük hareketleri, Rus olmayan halklar arasında popüler ve ilerici olarak değerlendiriliyordu. 1930'lu yılların başlarına kadar Sovyet tarihçiliği eski bir Bolşevik ve Lenin'in da yakın arkadaşı olan Pokrovski’nin ekolü tarafından yönlendiriliyordu. Bu ekol Rus sınırları dışındaki toprakları istila etmenin ve buraları Çarlık hegamonyasına katmanın, bir diğer deyişle "milletler hapishanesi" oluşturmanın emperyalist bir girişim ve "mutlak bir felaket" olduğunu ileri sürüyordu.

 

Haliyle bu durumda, Rus saldırısına karşı yapılan mücadeleler kahramanlık ışığı altında sunuluyor ve mücadele liderleri de feodal aristokrasiye bağlı bulundukları yada sûfî kardeşliğine mensup oldukları halde kahraman olarak gösteriliyordu. Nakşibendi cihat düşüncesinin ruhi temelini teşkil eden sûfî mistisizmi inkâr edilmesine yada görmezlikten gelinmesine karşın veya dini olmayan motifler ardında tümüyle yok olacak şekilde akla uydurulmakla birlikte, Şamil ve müritleri yurtseverlik hareketinin en iyi temsilcileri halinde lanse ediliyorlardı.

 

Pokrovski ekolü 1930 başlarına, yani Rus olmayan çeşitli Slav topluluklarının özgürlük hareketlerinin (Ukraynalılar, Beloruslar) progresiv karakter taşıyan, Çarlık rejimi karşıtı sorular yöneltmesinin başlangıcına kadar etkinliğini sürdürmüştü. Sovyet tarihçiliği 17. ve 18. yüzyıllarda bunların yaşadıkları toprakların Moskova'ya bağlanmalarını olumlu birer tarihsel gerçek olarak açıklıyordu. Ancak Müslümanlara ve özellikle Şamil'e karşı duyulan ilgi sebebiyle resmi tavırlar henüz değişmemişti. Bu dönemde, Dağıstan ve Çeçenistan'da Rus ordusuna karşı başlatılan cihat, yurtseverlik hareketinin bir örneği olarak değerlendirilmeye devam ediliyordu.

 

Bununla birlikte 1930'ların sonlarında, Komünist Partisi içinde Rus milliyetçiliğinin önem kazanması ve de facto olarak enternasyonalizmin terk edildiği gerçeği (ki, bu durum diğerleri arasında Çarın mirasına karşı uzlaşılmaz bir düşmanlık davranışı halinde görülüyordu) Pokrovski'nin ortaya attığı teorilerin reddedilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Eski formül Çarlık istilasının "mutlak kötülüğünden" bahsederken, yeni formülde bu "daha az kötü" şeklinde yer alıyordu. Bu anlatım ilk olarak 22 Ağustos 1937'de Tarihsel sorunlar ile ilgili Devlet Komisyonu'nun teklifiyle kullanılmıştır. Yeni yoruma göre Müslüman Kafkas ve Orta Asya ülkeleri dahil olmak üzere, sınır ülkelerinin fethedilmesi "mutlak kötülük" şeklinde düşünülemezdi. Bu yaklaşımda, Rusya'nın fetihlerinin o ülke insanlarını feci bir akıbetten; Türkiye, İran ve hatta İngiltere gibi diğer emperyalist devletlerin hegamonyası altına girmekten koruduğu iddia ediliyordu.

 

Dahası, Stalinist tarih anlayışına göre, 1930 sonlarında, Müslüman bölgelerin birleştirilmesinin bir başka pozitif yönü de bulunmaktaydı. Birleştirilme sayesinde bu topraklardaki insanlar "büyük kardeşleri" olan gelişmiş ve ileri Rus halkıyla doğrudan ilişki kurabileceklerdi. Bu kontaktlar nedeniyle imparatorluğun Müslüman milletleri, bolşevik ihtilalinden paylarını alabilmişler ve proleterya diktatörlüğünü başarmışlardı. Böyle bir durumda Rus istilasına karşı başkaldırı artık bütünüyle ilerici olarak düşünülmeyecekti.


Kötülüğün "daha az" ya da “izafi” olduğunu savunan yeni teori öncelikle hakimiyet ve özgürlüklerini, az çok kendi rızalarıyla teslim eden halklara, örneğin Gürcistan ve Ermenistan halklarına uygulandı. Daha sonra bu uygulama, Rusya'ya militarist fetihlerle dahil edilen diğer milletler; Kafkasyalılar, Polonyalılar, Türkistanlılar çerçevesinde genişletildi.

 

II. Dünya savaşı sırasında ve hemen sonrasında sayıları bir milyonu aşkın Kuzey Kafkasyalı (Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar, Balkarlar) ve bir o kadar da Kırım Tatarları ile Budist Kalmuklar "kollektif vatan hainliği" suçuyla itham edilerek Sibirya'ya sürülmüşlerdir.

 

Gerçekte toplu katliam olarak nitelendirilebilecek bu durum "kötünün iyisi" formülünü de ortadan kaldırıyordu. 1945'ten sonra Sovyet tarihçileri sosyalist olmayan özgürlük hareketlerinin tüm ilerici özelliklerini inkâr ettiler ve Müslümanların direnişlerini "feodal dini çevrelerin güdümünde" veya "burjuvazinin emri altında" bulunmakla suçlayarak mahkum ettiler.

 

Ancak Şamil'in prestiji öylesine büyüktü ki bir kaç yıl sonra, 17 Temmuz 1950 günü Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi I. Sekreteri Abbas Bagirov, Bakü'de Azerbaycan intelijansiyasına verdiği konferansta, Kafkasya'da varlığını sürdüren çeşitli milli eğilimlere karşı şiddetli bir saldırıda bulunarak Müridizmi "reaksiyoner" bir hareket olmakla itham etmiş, raporunda da genelde İslam'a ve İslami ideoloji tarafından yüreklendiren tüm anti-Rus başkaldırılara hücum etmiştir. Şamil'in mücadelesi ise diğerlerinden ayrı tutulmuştu.


Bagirov'un konuşması "Müridizm ve Şamil" adı altında Bakinskii Rabochii'de (Bakü-18 Temmuz 1950) daha sonra Bolshevik'de (Moskova, XIII, 1950, s: 21-37) yayınlandı. Söz konusu konferans Sovyet tarihçiliğinde dramatik bir dönüm noktasını belirliyordu.

 

Artık, Dağlıları Şamil'in ve fanatik takipçilerinin "feodal boyunduruğu"ndan kurtardığı ve dini otoritesini kırdığı için Çarlığın Kafkaslarda giriştiği istila hareketi "mutlak iyi" oluyor, bunun da ötesinde Rus istilasının Kafkasyalıları İngiliz ve Türk egemenliğinden kurtardığı iddia ediliyordu. Konferans sonrasında Müridizm "anti-popüler" ve reaksiyonerlikle damgalanıyor, İmam Şamil ise Türk ve İngiliz emperyalizminin aleti olarak suçlanıyordu.

 

Bagirov'un demecini, Müridizme ve bu hareketi yakın tarihlere kadar idealize eden Müslüman intelijansiyaya karşı resmi suçlamalar zinciri takip ediyordu. En sert saldırıları ise şu kaynaklardan izlemek mümkündür: N A. Smirnov tarafından kaleme alınan Reaktsionnaia Sushchnost' dvizhsniia Müridizma i Shamillia na Kavkaze (Kafkasya'da Müridizm ve Şamil Hareketinin Tepkisel Niteliği) (Moskova, 1952) ile A. V. Fadaev'in Voprossy Istorii'nin 6. sayısında yayınlanan "O vnutrennei sotsial'noi baze mundskogo dvizhenia na Kavkaze v XIX. veke" (19. Yüzyılda Kafkasya Müridizminin Toplumsal Tabanı) (Moskova, 1955, s: 67-77) başlıklı makalesi; Dağıstan Komünist Partisi I. Sekreteri A.D. Danyalov'un "Ob izvrashheheniiakh v osveshchenii Müridizma i dvizheniia Shamila" (Şamil Hareketinin ve Müridizmin Yorumlanmasındaki Sapmaların Etüdü) (Voprossi Istorii, Moskova, 1950, No: 3) isimli makalesi ve bütün bunların içinde en keskin ve zehir saçanı: Sh. B. Tsagereishvili'nin editörlüğünde hazırlanıp Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti arşivlerinde (MVD departmanında) bulunan Shamil, svatlenik Sultanskoy Turtsii i Angliiskikh kolonizatorov - sbornik dokumental'nykh materialov (Şamil, Sultan Türkiyesi ve İngiliz Kolonizatörlerinin Hizmetinde) (Tiflis, 1953) isimli çalışmadır.

 

Stalin'in ölümünden sonra yeni bir yaklaşım belirlendi. Muhtemelen Kafkaslardaki kamuoyunun baskısı altında ve Stalin'in takipçilerinin dünyaya komünizmin daha insancıl ve daha hoşgörülü çehresini gösterme çabalan ile bağlantılı olarak acilen yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmuştu. Buna rağmen Bagirov'un belirlediği resmi çizgi Voprossy Istorii'nin Sovyet tarihçilerini Moskova'da bir konferansta bir araya getirdiği 1956 Haziran’ına kadar varlığını korudu. Konferansa katılanlardan bazıları Stalin devrinin sonlarındaki ilkel ve şovenist kavramların tekrar gölden geçirilmesini talep ettiler. Hatta bir kaçı, Bagirov'un acınacak teorilerini bir kenara bırakmayı önerdiler, hemen sonrasında da partiden ihraç edilerek tutuklandılar. Mart 1956'da bir Rus tarihçisi, M. A. Pikman, Şamil'in rehabilitasyonunun başlangıcını belirleyen çok önemli bir makale yayınladı: "O bor'be Kavkazskikh gortsev v Tsarskimi Kolonizatorami" (Kafkasya Dağlılarının Çarlık Kolonizatörlerine Karşı Mücadelesi) (Voprossy İstorii, Moskova, 1956, No: 3). Bir ay sonra, Nisan 1956'da Bagirov "vatan haini" ve "Beria'nın aleti" olmakla suçlanarak cezalandırıldı.

 

Çok geçmeden, Temmuz 1956'da bir Dağıstanlı tarihçi, G. A. Danyalov (Dağıstan obkomu I. Sekreteri A. Danyalov ile karıştırılmamalı), Bagirov'un ortadan çekilişini Voprossy Istorii'nin 7. sayısında bir makale ile, "O dvizhenii Gortsev pod rukovodstvom Shamilia" (Şamil'in önderliğinde Dağlıların Hareketleri) ile müjdeler. Bu makale Şamil için hemen hemen tam bir rehabilitasyonun yerini alır. Danyalov "feodal ya da dini bir hareket oluşu bir yana, Müridizm halkın büyük bir bölümünün desteğine sahipti" der. Ona göre sûfî doktrin (müritlerin ideolojisi) basit olarak progresiv mahiyetteki milli bağımsızlık hareketinin yüzeyini oluşturmakta idi. Ve bu yüzden de karanlık bir inanç olarak tanımlanamazdı. Şamil büyük ve zeki bir devlet adamıydı, zorba değildi ve kendisiyle Türkiye veya İngiltere arasında hiçbir zaman gizli bir anlaşma da olmamıştı. Kısacası müridizm, barbarlık yolundaki Rus koloniyalizmine karşı sağlıklı bir tepkiydi.

 

Bununla birlikte, Şamil'e itibarını yeniden kazandırmaya yönelik çalışmalar tamamlanmamıştı. Gerçekte Şamil'i pozitif bir kahraman olarak gösterecek herhangi bir girişim, onu kullanma peşinde olanlara karşı yöneltilebilecek iki taraflı bir silahtı. Sovyetler Birliği'nde herkes, özellikle Kuzey Kafkasyalılar, Çarist koloni yönetiminin cezalandırılmasının Müslüman topraklardaki Rusların da (ister Çarlık yanlısı, isterse Sovyet yanlısı) cezalandırılmasını gerektirdiğini gayet iyi biliyorlardı. O halde, Müridizme itibarını tekrar kazandırma kampanyası pekala kolaylıkla anti-Rus karaktere dönüştürülebilirdi. Bu tehlikenin farkına varan Moskova'daki yetkililer 19. yüzyıldaki Çarlık istilası meselesine karşı tavırlarını bir kez daha değiştirdiler. Şamil'in yeniden suçlanması, Stalin dönemindeki anlayışa geri dönüşün ilk göstergesi oluyordu.

 

Kasım 1956'da Moskova'daki SSCB Bilimler Akademisi tarafından bir kez daha ve kesin olarak Mürit hareketinin ilerici yada reaksiyoner niteliğini belirlemek üzere bir tarih konferansı düzenlenmesine rağmen, sık sık fırtınalı geçen tartışmalar nedeniyle herhangi bir netice elde edilemedi. Konuşmacılar hemen hemen iki eşit kampa ayrılmışlardı. Söz konusu kanatlardan biri, aralarında az sayıda Rusun da bulunduğu Müslüman aydınlardan oluşuyor ve Müridizmi milli ve halkın özgürlüğünü savunan bir hareket olarak ortaya koyuyordu. Bu tezin karşısında bulunan Ruslar ve ufak bir Müslüman grup ise zorbalıkla, halka açık olmamakla suçladıktan Müridizmi Türk-İngiliz emperyalizminin emrine girmekle damgalıyorlardı. Her şeye rağmen, Şamil'i savunan konuşmacılar, kötüleyenlerden sayıca fazla oldukları için, konferans karşıt perspektifleri dengeleyen ve kesin çerçevesi belli olmayan nihai bir karar için çalıştı. Kararda "Müridizm Rus baskısına karşı yöneltilmiş anti-kolonyal bir harekettir, ancak aynı zamanda İngiliz ve Türk emperyalistleri için de hizmet verir" deniyor, "Çarların koloniyal politikaları zorbaca yapılmış bir harekettir, ancak Kuzey Kafkasya'nın Rusya ile birleştirilmesi ilerici niteliğe sahip bir tarihsel gerçekliktir" şeklinde devam ediyordu. İkiyüzlülüğün bu en açık örneğinin tam metni Aralık 1956'da Voprossy Istorii'de verilmiştir. Aynı sayıda Prof. S. K. Bushuev'in "O Kavkazskom Müridizme" adlı uzun bir makalesi de yayınlanmıştı. Komünist Partisi'nin resmi görüşünü net biçimde ortaya koyan Bushuev'in makalesi Şamil konusundaki uzun tartışmaların neticesi şeklinde nitelendirilebilir. Artık, sol kesimdeki yetkililerin yeni konumlan ile ilgili kuşkular ortadan kalkmıştı. "Hiç şüphe yok ki" diyordu Bushuev, "Rusya Kafkas halklarıyla ilişkilerinde, onların ilerlemelerine yol açan bir rol oynamıştır. Sonuç olarak ne şekilde ortaya konulursa konulsun, Müridizm ideali anti-sovyetik bir manevradır."

 

Bir kaç yıl sonra ise N. A. Smirnov, "Müridizm na Kavkaze" (Moskova Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü Yay., 1963) başlığını taşıyan bir monografi ile konuyu yeniden gündeme getirmiş, bu monografide Şamil ve müritlerine acımasızca saldırarak, Dağıstan'ın Rusya imparatorluğu ile birleştirilmesini ilerici bir pozisyon olarak yorumlayarak istilâyı bütünüyle haklı çıkarmıştı.

 

Her şeye rağmen, Kruşçev ve Brejnev devirleri Stalin kurallarının anıtsal etkisinden yoksun oldukları için, Şamil, Kafkasyalı tarihçiler tarafından aklanmaya çalışılırken, bir yandan da Moskova'da kendisine karalar çalınıyordu. Şamil'e itibarını yeniden kazandırmak için en can alıcı girişimi Çeçen tarihçisi Andarbek Yandarov (Kazakistan SSC Bilimler Akademisi Hukuk ve Felsefe Enstitüsü Üyesi) Alma-Ata'da çalışırken gerçekleştirmiştir. 1975 yılında Alma-Ata'da başvuru yapılan Sûfîzm i ideologiia Osvobbditel'nogo dvizheniia‘nın (Sûfîzm ve Ulusal Bağımsızlık Hareketinin ideolojisi) yazarı Yandarov'a göre Kafkas Müridizminde tamamıyla farklı, hatta karşıt iki yönelim vardı. Bunlardan ilki, Şamil'in "Naibat Müridizmi" diye adlandırdığı gazavat'ın pozitif ideolojisi olan halkçı ve mücadele yanlısı Müridizm'di. Diğeri ise mistik, "reaksiyoner" ve "tarikat müridizmi" idi. İlerici bir kahraman olan Şamil ilk yönelimin lideri iken, ikinci yönelimin başını "korkak ve asalak dini çevreler" çekiyordu. Yandarov'un çabası, Şamil'i yani kahramanını Rus tarihçilerinin saldırısından korumaya yönelik cesur, fakat hatalı ve bilimsel olmayan bir girişimden öteye gidemiyordu. Sovyet tarihçiliğinde yıllar boyunca düşmanlar arasında (Ruslar, partizanlar ve özellikle Şamil'in izindeki Müslümanlar arasında) resmi olmayan bir "modus vivendi" kurulmuştu. Sonunda, 1971'de Mahaçkale'de basılan "Kratkii spravochnik ateista"da (Ateist Rehber) yer alan bir resmi yazıda. Şamil "Dağlıların anti-koloniyal mücadelesinin lideri" olarak tanındı.

 

Ardından yeni ve radikal bir değişim 1983 yılında Oset tarihçi Marks Maksimovich Bliev'in (adından anlaşılabildiği kadarıyla bir gayrimüslim) Istoriia SSSR'ın 2. sayısında (S: 54-75) yayınlanan "Kavkazkaia voina-sotsial'nye istoki sushcnost" (Kafkasya Savaşları, Toplumsal Temelleri ve Kaynağı) başlığını taşıyan son derece önemli bir makalesi ile belirginleşti.

 

Bliev, Kuzey Kafkasya'nın Ruslar tarafından istila edilmesini savunarak öncekilerden çok daha ileri gitti. Ona göre Kafkasya savaşlarına, Rus İmparatorluğu'nun sıcak sulara inme gayretleri ve koloniyalist düşünceler sebep olmamıştı. Ancak bu savaşlar, Dağlıların genişlemesine ve yayılmasına, Kafkas ötesinde Gürcü bölgesini yağmalamaya yönelik akınlar düzenlenmesine karşıt bir savunmaydı. Çeçenlerin ve Dağıstanlıların geleneksel saldırganlığı "yabancı düşmanlığı" içindeki din adamlarının etkisiyle Müridizm, emperyalist ve reaksiyoner bir doktrine dönüşmüştü. O halde, saldırganlığın ve dolayısıyla bir asır uzunluğundaki savaşın sorumluluğu tümüyle Dağlılara yüklenebilirdi. Bliev'in tezine göre, barışsever Ruslar yalnızca kendilerini savunmuşlar ve bu arada Gürcü ve Oset müttefiklerini Dağlılardan korumaya çalışmışlardı.

 

Şamil hikayesinin bu dramatik yeni yorumunun açıklaması, kısmen Afgan savaşının Sovyet-Müslüman intelijansiyası üstündeki etkisi ve Sovyet Müslümanlarının Afgan mücahitleri için duyduğu gizli, fakat derin bir sempatisi ile de yapılabilir. Bugünü haklı çıkarmak için geçmişin kullanıldığı SSCB'de Bliev'in kaleme aldığı makalenin mesajı gayet nettir. I. Nikola'nın ordularının Kafkaslarda bulunması gibi, Sovyet orduları da Afgan çetelerinin; onların Çinli, Pakistanlı ve Amerikalı emperyalist koruyucularının kışkırtmaları sonucu Afganistan'a girmeye zorlanmışlardır. SSCB'de aynı zamanda herkes, Şamil'in kutsal savaşım idealize etmenin Afgan cihadını haklı çıkarmakla eşdeğerde olduğunu da anlamıştır.

 

Sûfî kardeşliğinin artan etkinliği, Nakşibendî ve Kadiri ağırlıklı Kuzey Kafkasya ile, bu tarikatlar hakkında Mahaçkale ve Grozni'de basılan çok sayıda yeni yayınla doğrulanan etkinlikleri yeni bir Şamil karşıtı düşünceyi de izah edebilir.

 

Bugün, tıpkı Şamil'in ve Uzun Hacı'nın devirlerinde olduğu gibi, Sûfî tarikatları sinsice yaklaşan Ruslara karşı İslam'ın ve milli geleneklerin en iyi savunucularıdırlar. Şamil'i savunmak ise, Sovyet Rus inançsızlarına karşı direnmek için Sûfî topluluklarının varlıklarında odak noktası meydana getirmektedir.

 

BİBLİOGRAFİK NOTLAR:

 

Kafkas savaşları ile ilgili başlıca kaynak, Şamil'in yaverliğini yapan Muhammed Tahir'ül Karakhi'nin Arapça yazmış olduğu Bargat al Suyiuf al Daghestaniya fi baz al-ghazavat al Shamiliya isimli kroniktir. M.A. Barabanov tarafından hazırlanan Arapça metin I.I. Krasovski'nin önsözüyle Khronika Mukhameda Takhira al-karakhi başlığı ile SSCB Bilimler Akademisi Oryantalizm Enstitüsü tarafından 1946'da Moskova-Leningrad'da yayınlanmıştır. Barabanov'un tercümesi ayrıca Trudy Instituta Vostokovedeniia'da (Moskova-Leningrad, 1941) çıkmıştır. Bir başka, fakat hiç gerçek payı bulunmayan Rus versiyonu ise 1926'da Mahaçkale'de Tri imama - Memuary Mürida Shamilia ismi ile basılmıştır.

 

Diğer belgesel kolleksiyonlar arasında General N. Dubrovin'in İstoriia voin i vladychestva Russkikh na Kavkaze (Savaşların Tarihi ve Kafkaslarda Rus Yönetimi) ile üç derlemeden bahsedilebilir: Sbornik Svedenii o Kavkazkikh Gortsakh (Kafkas Dağlıları ile İlgili Derlenmiş Bilgilerin Tiflis'te basımını takiben, 1868'den itibaren şu yayınlar çıkmıştır: Sbornik Materialov dlia Opisaniia Mestnosti i plemen Kavkaze (Kafkaslarda Arazi ve Kabilelerin Tanımlanması İçin Toplanmış Materyaller) yine Tiflis'te basılmış ve A.P. Berje'nin editörlüğü ile Akty Sobrannye Kavkazskoi Arkheograficheskoi Komissiei (Kafkas Arkeoloji Komisyonunca Toplanan Bilgiler) aynı şekilde 1866-1873 yılları arasında yayınlanmıştır.

 

Sovyet iktidarı döneminde basımı gerçekleştirilen en yararlı belge kolleksiyonu ise Dvizhenia Gortsev Severno - Vostochnogo Kavkaze v 20-50 gg XIX veka (1820-1850 Yılları arasında Kuzeydoğu Kafkasya'daki Dağlı Hareketleri) (Mahaçkale, 1959)'dır. Bu ciddi ve bilimsel bir çalışma, aynı zamanda cesur bir Şamil savunuşudur. Giriş bölümünde SSCB Bilimler Akademisi Dağıstan Dili ve Edebiyatı Bölümü Tarih Enstitüsü Başkanı G. A. Danyalov; Bagirov'un Müridizme karşı tavrını ele almakta ve onun Şamil aleyhtarı, eğiliminin takipçileri olan Rus tarihçilerini ağır bir dille suçlamaktadır: "Şamil'in liderliğindeki Dağlıların hareketi, Çarlık kolonyalizmine yönelen ve gücünü halktan alan bir tepkiydi. Bu, geniş Kafkas kitlelerinin özgürlükleri için verdikleri bir mücadele idi. Dinî ve feodal unsurların katılımı, hareket içindeki yönelimlerin çeşitliliğini gösteriyordu, fakat bununla birlikte hareketin kendisine 'feodal' denilmesi doğru değildi."

 

Türkiye'de Kafkas muhacirleri tarafından yapılan bir çok çalışmanın içinde iki monografiyi ayırabiliriz: İsmail Berkok'un Tarihte Kafkasya (İstanbul, 1958) ve Şerafettin Erel'in Dağıstan ve Dağıstanlılar (İstanbul,1958) isimli eserleri. Batıda ise en önemli olan çalışmalar şunlardır: W. E. Ailen - P. Muratoff'un A History of the Wars on the Turco - Caucasian Border; J. F. Baddaley'in 1908 yılında Londra'da yayınlanan The Russian Conguest of the Caucasus ve 1940'ta iki cilt halinde Oxford'ta basımı gerçekleştirilen The Rugged Flanks of the Caucasus; ve Lesley Blanch tarafından yazılan The Sabres of Paradise (Londra, 1960).

 

Sovyet tarihçiliğindeki Müridizm konusundaki çelişkiler, batı dünyasında standard bir çalışma olarak kabul edilen Lowell R. Tillet'in The Great Friendship (Chapel Hill,, 1969) adlı eserinde incelenmiştir. Aynı konudaki bir başka inceleme de The American Slavic and East European Review (No: XX, 1961, s: 236-269)'de çıkan "Shamil and Muridism in Recent Soviet Historigraphy" isimli makaledir. Aynı meseleye Paul B. Henze de değinmiştir: "Unwriting History-The Shamil Problem" iki kez yayınlanmıştır. Caucasian Review (No: 6, Münih, 1958, s: 1-29) ve Walter Z. Lecqueur'un editörlüğünü yaptığı The Middle East in Transition (Londra, 1958, s: 415-443) dergilerinde basılan bu makalelerden başka, yakın zamanlarda Ann Shely, Radio Liberty Research Bulletin (RL/39/84)'de 1984 Ocak ayında "Yet Another Rewrite of the History of the Caucasian War" başlığıyla meseleyi analiz etmeye çalışmıştır.

 

Kafkasya ile ilgili olarak diğer bir eser ise, Müridizmin gerçek çehresini, dinsel psikolojik ve ahlakî prensiplerini, Sovyet propagandasında yer alan "kör fanatizm" imajından çok farklı şekilde ortaya koyan, Gazi Muhammed ve Şamil'in mürşidi Şeyh Seyid Cemaleddin tarafından yazılmıştır. Arapça metni, 1905 yılında Dağıstan'ın Petrovsk şehrinde Al-Adap âl-maziye fil-Tarika al Nakshbandiya ismiyle basılan bu eserin Rusça çevirisi, yazarın oğlu Seyid Abdurrahman tarafından ilave edilen giriş kısmı ile Sbomik Svedenii o Kavkazskikh Gortsakh'da (Tiflis, 1969, C: II, s: 2-22) yayınlanmıştır.

(çev: Ayşe Ümit)

01:09 - 20/1/2007


Eldar İSLAMIYOV[1] @ Ziya KENGERLİ[2] - Küreselleşen Dünyada Kaf

Kategori: Analiz

I. XXI. Yüzyıl Başlarında Küreselleşme ve Entegrasyon

 

Evrensel  tarih  süreci  kendisini  insanlığın,  sosyal  teşkilatlanmanın (sosyal, bölgesel ve küresel) ve kamusal hayatın çeşitli alanlarında (ekonomik, politik, kültürel vb) devamlı olarak entegrasyon eğiliminde göstermektedir. Son olarak entegrasyon eğilimi tüm sosyal-tarihi birliklerin (etnik, dini, sınıf vb.) biçimlenmesinin esasını oluşturmaktadır.[3] Belirli bir anlamda evren tarihi, ulusal, ulus­lararası ve devletlerarası birlikler dahil olmak üzere çeşitli entegre bir­liklerin yaranma, gelişme ve parçalanma tarihidir.[4] Bu açıdan ente­grasyon süreçleri ölçeğinin sürekli olarak genişlemesi, yani sınırları bakımından büyük birliklerin- yerel, bölgesel ve nihayet küresel (evrensel) yönde gelişmesi evrensel tarihin karakteristik özelliklerindendir. Başka bir ifadeyle, entegrasyonun gerçekten en yüksek düzeyi olarak değerlendirilen ‘küresel toplum’, yeryüzündeki tarihi entegrasyon süreçlerinin son durağı ve mantıki sonucudur.

 

Tarihin tüm aşamalarında, entegre birliklerin oluşumu sürecinde etnik, dini, siyasi-ideoloji ve sosyal-ekonomik faktörler dahil, çeşitli faktörler etkili olmuştur. Tarihin her bir aşamasında bu faktörlerin etkisi değişik oranlarda olmakla beraber, bazen bu ve ya diğer faktörün ağırlık kazandığı ve dolayısıyla entegrasyon süreçlerinin temel ilkelerini belirleyen dönemler de ortaya çıkmıştır.

 

Eski çağlardan XX. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemde dünyada yaşanan entegrasyon süreçlerine, genellikle etnik, dini ve siyasi-ideolojik ilkeler hakim olmuştur. Bunlardan sonuncusu olan siyasi-ideolojik ilke daha etkin ve dinamikti, nitekim onun evrensel değerler sisteminin oluşumunu engelleyen kalıplaşmış etnik ve dini ayrıcalıklarla doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Fakat siyasi-ideolojik ilkenin varlığı da küresel entegrasyon için yetersiz kaldı. Komünist ideoloji bayrağı altında insanlığı birleştirme, aslında ise, dünyanın sürekli mücadele içerisinde olmuş kapitalist ve sosyalist cephelerine parçalanması ile sonuçlanmış teşebbüs buna bir örnek olarak gösterilebilir. XX. yüzyıl başlarında entegrasyon politikasının temeline yerleştirilmiş olan siyasi-ideolojik ilke önemli amaçlara ulaşamamakla kalmamış, on yıllarca küresel entegrasyona engel olmuş ve bunun sonucunda dünyada sosyalist düzenin dağılmasına yol açmıştır.[5]

 

Evrensel tarih tecrübesi, adı geçen ilkelerin (etnik, dini ve siyasi-ide­olojik ilkeler) entegrasyonu lokal şeklinden bölgesel ve küresel altı düz­eye kadar aşamalı ve düzenli bir biçimde geliştirmiş olsalar da, kendi küçük ve sınırlı imkanlarından dolayı insanlığı “küresel toplum” düzeyine ulaştıramadıklarını göstermektedir.

 

XX. yüzyıl ortalarından itibaren dünyada başlayan entegrasyon süreçlerinde sosyo-ekonomik ilke daha büyük önem kazanmaya başlamaktadır. Onun dini, etnik, kültürel, politik, ideolojik ve diğer engelleri aşmasına ve dolayısıyla dünyada entegrasyonun dayanıklı ve uygun bir temeline çevrilmesine imkan sağlaması bu ilkenin esas üstünlüğüdür. Tüm insanlık tarihi boyunca ayrı-ayrı devletlerin “küresel topluma” katılımı çoğu kez doğrudan değil, bölge­sel düzeyde entegrasyon yoluyla, yani dolaylı yoldan gerçekleşmiştir. Bu nedenle, bölgesel entegrasyonu ulusal düzeyde entegrasyonun bir gerçekleşme biçimi ve aynı zamanda onun bir aracı ve basamağı olarak değerlendirmek mümkündür.[6]

 

Uluslararası entegrasyonun çağdaş aşaması, genellikle sosyo­ekonomik prensiplere dayanan bölgesel entegrasyon birliklerinin şekillenmesi aşaması olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda, şu an varolan ve yapılanmakta olan bölgesel entegrasyon birlikleri arasındaki ilişkilerin genişletilmesi ve derinleştirilmesi de boy göstermektedir. Avrupa Birliği (AB), ASEAN, NAFTA ve diğer bölgesel birlikler arasında işbirliği sürekli gelişmektedir.[7] Onların arasındaki entegrasyonun gelişmesi için küresel programlar hazırlanmakta, gerekli mali yatırımlar araştırılmaktadır. Bu yönde yapılanlara en güzel örnek olarak, dünyanın iki büyük ekonomi bölgesi olan Avrupa ile Asya’yı birleştirecek - TRACEKA[8] (Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaşım Koridoru) projesinin gerçek­leştirilmesi gösterilebilir.

 

XXI. yüzyılın ilk on yıllarında gerçekleşmesi beklenilen önemli pro­jelerden biri, ulusal entegrasyona ulaşmak amacı ile bölgesel birlikler arasında sürekli ilişkilerin kurulmasıdır.

 

II. Eski Sovyet Coğrafyasında Entegrasyon Süreçleri

 

Ulusal entegrasyon süreçlerinde yeni aşamanın şekillenmesi sosya­list entegrasyon sisteminin (COMECON) [9] ve ilk önce onun kurucusu ve güç merkezi olan SSCB’nin dağılması ile başlamıştır, iki küresel ente­grasyon birliklerinin (kapitalizm ve sosyalizmin) farklı gelişim eğilim­lerinin kaybolması, son olarak küresel entegrasyonun gelişim ve yapılanmasına neden olmuştur. Bunun sonucu ise, küresel entegrasyo­nun büsbütün yeni kurallarının ortaya çıkmış olmasıdır.[10]

 

-  COMECON ve SSCB’nin dağılmasından sonra bunların bulunduğu mekanda sosyo-ekonomik ilkelere dayanarak, içeriği bakımından farklı olan entegrasyon süreçlerinin yeni yönleri oluşmaya başladı. Bu yeni yönleri şu şekilde sıralamak mümkün:

 

- COMECON üyesi devletlerin Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonunun başlaması;

 

- Eski SSCB üyesi devletlerin oluşturduğu yeni entegrasyon birlikleri (Bağımsız Devletler Topluluğu);

 

Eski SSCB cumhuriyetlerinin de içinde bulunduğu entegrasyon birlikleri (Karadeniz Ekonomik işbirliği (KEİB) veya Gürcistan-Ukrayna-Özbekistan-Azerbaycan-Moldova (GUÖAM)

 

Siyasi-ideolojik yapıda oluşturulan, eski COMECON üyesi sosyalist Avrupa devletleri (Demokratik Almanya Cumhuriyeti, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya vb.), onlara daha yakın olan sosyal-ekonomik bir birliğe (Avrupa Birliği’ne) üye oldular, Avrupa devletleri ve Baltık cumhuriyetlerinin Avrupa’ya entegrasyonu ile bu devletler jeopolitik bakımdan kendileri için daha doğal olan tarihî bölgeye kavuştular.

 

Diğer eski Sovyet cumhuriyetleri Azerbaycan, Ukrayna, Gürcistan vb. ise Avrupa Konseyine üye oldular. Sovyetler Birliğinin çöküşü ile bağımsızlığını kazanan 15 yeni cumhuriyet dünyayla bütünleşme sürecinde kendi yerini, gelişme yönünü ararken sorunlarla karşılaştı.[11] Doğu Avrupa devletlerinden sonra eski Sovyet Cumhuriyetleri de Avrupa Konseyine üye oldular. Fakat Doğu Avrupa devletlerinden farklı olarak, eski SSCB Cumhuriyetleri için (Baltık kıyısı devletler hariç) Batıya yaklaşma - dünya birliğine entegrasyonun tek yolu sayılamazdı.

 

Bu devletler çeşitli bölgesel birlikler oluşturarak, değişik bölgesel birlikler içerisinde yeni entegrasyon olanakları da buldular.

 

Eski SSCB cumhuriyetlerinin kendi aralarında birlikler oluştur­malarında yeniden entegrasyona ulaşmanın da bir payı var. Bağımsızlı­ğını kazanan devletler birkaç yıldan sonra yeni birlikler oluşturdular. Bu da eski Sovyet cumhuriyetlerinin kendi aralarında entegrasyon olanaklarının olduğunu kanıtlamaktadır. Bunlara ekonomik, kültürel, dil, teknoloji ve diğer gelenekler de dahildir.

 

Eski Sovyet cumhuriyetleri bağımsızlığını kazandıkları ilk yıllarda etnik ve dini prensiplere uygun gelen birlikler oluşturmağa da çaba gös­terdiler (Türk Devletleri Birliği, Slavyan Devletleri Birliği vb.). Fakat bu teşebbüsler etkin bir entegrasyon oluşturamamış ve sadece kültürel alanda işbirliğinin geliştirilmesi ile sonuçlanmıştır. Bunun da nedeni bölgesel entegrasyon ilişkilerinin sadece sosyo-ekonomik prensiplere dayanması olmuştur. Eski Sovyetler Birliği tarafından oluşturulan ente­grasyon coğrafyasının korunması için ilk adım, Rusya’nın teşebbüsü ile Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) yaratılması olmuştur. Bu birlik eski siyasî-ideolojik ilkelere dayanarak faaliyet gösteriyorsa da, aktif postsovyet entegrasyon birliğinin yaşaması ve geliştirilmesi amacı ile, sosyal-ekonomik ilkelerin yeniden yapılanması için yollar aramaktadır.[12] BDT’nin kurulmasından bu yana 10 yıldan fazla bir sürenin geçmiş olmasına rağmen, SSCB’nin siyasî-ideolojik prensiplerinin geçerli olduğu dönemdeki gibi etkili bir entegrasyon birliğinin oluşturulamadığı ortaya çıkmıştır.[13] Eski dönemlerde Sovyetler Birliğinin üyeleri arasında olan sorunlar yüksek yönetim ve güç bakanlıkları tarafından çözülmekteydi. Şimdi böyle araçları kullanmak zor gözüküyor. Bu nedenle eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında birkaç uluslararası ve arazi sorunları çözülmemiş kalmaktadır. Kafkasya bölgesindeki ihtilafları örnek olarak gösterebiliriz. Bu durumda eski Sovyet coğrafyasında etkili entegrasy­onu küçük bölgesel birlikler bazında oluşturmak mümkündür.

 

BDT’den sonra ilk böyle bir birlik etnik-politik ilkelere dayanılarak Rusya ile Beyaz Rusya tarafından kurulan ve sonradan da geliştirilerek 2000 yılında Avro-Asya Ekonomik Birliği (EvrAsEB) şeklini alarak Kaza­kistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katıldığı Gümrük Birliği oldu.[14] Azer­baycan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna ve Özbekistan’ın katıldığı diğer birlik ise GUÖAM’dır.[15] Eski SSCB ülkeleri arasında yeni enerji-ulaşım koridorunun oluşturulması bu birliğin amaçlarından en önemlisidir.

 

Son 10 yılda eski SSCB Cumhuriyetlerinin hepsi eski Sovyet coğrafyasının sınır komşuları ile entegrasyon birlikleri oluşturmaktalar. Bu birliklere şunlar dahildir:

 

-   Ekonomik   İşbirliği  Teşkilatı   (ECO).[16] Bu   birliğe   eski   Sovyet cumhuriyetlerinden   Azerbaycan,   Kazakistan,   Özbekistan   vb,   sınır devletlerden ise Türkiye, Pakistan, İran vb dahildir.

-  Karadeniz Ekonomik işbirliğine (KEIB)[17] eski Sovyet cumhuriyet­lerinden —Azerbaycan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, sınır devletlerden ise, Türkiye, Romanya, Bulgaristan vb dahildir.

 

Şanghay işbirliği Teşkilatı (ŞİT) [18] - üyeleri Kazakistan, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, Kırgızistan ve Çin.

 

Görüldüğü gibi bölgesel entegrasyon süreci eski Sovyet coğrafyasının sınırlarını aşarak, eski Sovyet devletleri dahil yeni dünya entegrasyon birliklerinin oluşturulmasına ve aynı zamanda küresel ve bölgesel jeopolitik merkezlerin bu bölgede güçlenmesine olanak sağlamaktadır.

 

Bu arada eski Sovyet coğrafyasında gerçekleşen entegrasyon süreç­lerinin birkaç yönünü ve ‘bölgesel adalarını’ da ele almaya değer. Her bir devlet çok taraflı entegrasyonda kendi yerini aramakta ve ‘küresel topluma’ dahil olabilmesi için uygun yolla stratejik ortaklar bulmağa çaba göstermektedir.[19]

 

Eski Sovyet coğrafyasında entegrasyon süreçlerinin analitik yorumu, tüm Kafkasya devletlerinin sosyal-ekonomik ilkelerle kurulan ente­grasyon birliklerine katıldıklarını göstermektedir. Kafkasya devletlerinin katıldığı tüm bölgesel birliklerin geleceğe yönelik ve stratejik olduk­larını, bu devletlerin bir-birisinin kalkınma süreçlerini tamamlaması ve hızlandırması açısından önemli olduklarını söyleyebiliriz. Bu devletlerin ulusal çıkarlarının gerçekleşmesine fırsat tanıyan ve gerekli olanı, tüm önceki tarihi evrimin öngördüğü Kafkasya entegrasyonudur.[20]

 

Kafkasya devletleri arasında bölgesel entegrasyon süreçleri sadece bölge devletlerinin değil, tüm dünya toplumunun da ilgisini çekmekte­dir. Dahili ihtilaflardan arınmış, dünyaya entegre olmuş Kafkasya, ‘Batı’ ile ‘Doğu’yu ve ‘Güney’ ile ‘Kuzey’i birleştiren, bölgede küresel ente­grasyonu hızlandİran etkili köprü rolünü üstlene ve dolayısıyla, küresel entegrasyon süreçlerine yardımcı olabilir.

 

[1] Azerbaycan Kafkasya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı

[2] Baku Devlet Üniversitesi, Uluslararası Hukuk ve Uluslararası ilişkiler Anabilim dalı yüksek lisans öğrencisi

[3] Toynbi A. Dj, Postijenie istorii, M., Rolğf, 2001, s. 640

[4] Olobalğnoe soobhestvo: Novae sistema koordinat (podxodı k probleme) SPb,2000; Makinder X.Dj. Qeoqrafiçeskao osğ istorii II Glementı. —1999, N- 8; A. .Utkin. Olobalizaüie:   proüess i osmıslenie.  M.: Logos, 2002

[5] Busıgina t.M.Problemi sovremennogo regionalizma. Öjnoe napravlenie II Evropa i Rossio: problemi öjnogo napravlenie’. Sredizemnomorğe-Çernomorğe — Kaspiy. M., 1999, str. 455; Vostok/Zapad: Reqionalğnıe podsistemı i regionalğnıe problemi mejdunarodnıx otnoşeniy. M., 2002, s.528

[6] Şirokov O.K. Mirovıe üentn i periferii: Puti soüialğno-gkonomiçeskogo razvitie II Vostok, 1998, NQ3; Komarov V. SNQ i Evropeyskiy Soöz II Pravo 1 gkonomika. 1997, NQ 17-18

[7] Evropeyskoe soobhestvo: regulirovanie inteqraüionnıx proüessov. M., 1986, s.271;Qonçarenko S. Forum «Aziatsko-tixookeanskoe sotrudniçestvo». Torgovo-gkonomiçeskie gruppirovki v regione. ATGS II Problemi Dalğnegp Vostoka. 1999, NQ3; ASEAN v sisteme mejdunarodnıx gkonomiçeskix otnoşeniy. M., 1993; Şişkov Ö. NAFTA: istoki, nadejdı, perspektivı / MG t MÖ, 1994, NQ11, s.33.

[8] Artınov D. TASİS — TRASEKA: perspektivı razvitie II Gkonomika i statistika,1996 g. N~2; Oegeşidze A. Ehe raz o velikom Şölkovom puti. Üentralğnao Azie i Kavkaz. 1999. 3(4). S.170-1 81.

[9] Fadeev N.V., Sovet Gkonomiçeskoy Vzaimopomohi. M., 1974; Kompleksnaa programına dalğneyşego uglubienie i soverşenstvovanio sotrudniçestva i razvitie soüialistiçeskoy gkonomiçeskoy integraüii stran — çlenov SGV.M., 1971.

[10] Portnoy M. Sovremennıe tendenüii mirovıx integraüionnıx proüessov II SŞA: gkonomika, politika, ideologie. 1997, NQ8.

[11] İllarionov A. Bıvşie Sovetskie respubliki v mirovoy sisteme gkonomiçeskix koordinat. Voprosı gkonomiki. 1992, NQ4-6;Çernevskiy S.İ. Novıy putğ Azerbaydjana. M.: Azer-Media 2002; V.Papava, V. Chocheli. The Possibility of Global Economic Grises and Georgia’s Strategy. Georgian Economic Trends, No. 1, 2002.

[12] Pirojkov S. Razvitie inteqraüionnıx proüessov v SNQ v kontekste qlobalğnıx i reqionalğnıx izmereniy. «Üen-tralğnao Azia i Kavkaz» Obhestvemıo-politiçeskiy jurnal NQ 4 (16) 2001, s.7-19; Abbas Abbasov, Sodrujestvo vzaimozavisimıx qosudarstv. M., 2002, str.384; Şmelöv N.P. Stranı Kaspio i Zakavkazğe- qosu-darstva SNQ: perspektivı ustoyçivoqo gkonomiçeskoqo rosta II Evropa i Rossio: problemi öjnoqo napravle-nio. Sredizemnomorğe- Çernomorğe — Kaspiy, M., 1999 q., str. 483; Reznikova 0. Modernizaüio Rossii i vzaimodeystvie v SNQ II Mirovae gkonomika i mejdunarodnıe otnoşenie N~ 3, 2000.

[13] Gkonomika SNQ: 10 let reformirovanio i inteqraüionnoqo razvitie. ispolkom SNQM., Finstatinform,2001 q., 420 str.

[14] “V Minske obsudot problemi obrazovanie v EvrAzGS”, RİA “Novosti”, 13 noobro 2002; “Komu nujen takoy EvrAzGS?”, “Novıe izvestie”, 25 sentebre 2002.

[15] Oazeta «Gxo». Baku, 16 marta 2002 q. «Tam, qde bessilğnı silğnıe. Poka samoe gffektivnoe partnorstvo so stranami bıvşeqo SSSR osuhestvleetse v ramkax OUUAM; N.lsmaylova, E.Museibov. Obrazovanie i neko-tone aspektı deetelğnosti OUİJAM (na azerb. ez.). Jurnal «DİRÇ9LİŞ - XXI osr» Baku.2001, s.93-100

[16] Esilğbaev T. OGS: partnorstvo - v interesax vsex stran reqiona II Kazaxstanskae pravda. 16 mao 1996 q.

[17] Qonçarenko S.N. Dinamika Çernomorskoqo gkonomiçeskoqo sotrudniçestva II Evropa i Rossie: problemi öjnoqo napravlenia. Sredizemnomorğe — Çernomorğe- Kaspiy. M., 1999, str.455; Borisenko E. Çernomorskae zona svobodnoy torqovli II Mejdunarodnaejiznğ. 1999, NQ 1, 45 s.

[18] Qriqorğeva E. «Şanxayskiy forum» pretenduet na rolğ mohnoy mejdunarodnoy strukturı II Vreme MN,6 iöne 2000; Reutov A. Şanxayskoe formirovanie stalo forumom. Komersant. 6 iöle 2000.

[19] Olobalizaüie i poiski naüionalğnoy identiçnosti v stranax Vostoka. M.,1 999 Gkonomika SNQ: 10 let reformirovanie i inteqraüionnoqo razvitio. ispolkom SNQ- M., Finstatinform,2001 q., 420 str; Çeşkov M.A. Olobalğnıy kontekst postsovetskoy Rossii. Oçerki teorii i metodoloqii miroüelostnosti. M. 1999.

[20] Glğdar Ismailov. Finansovo-kreditnıy mexaııizm soüialğno-gkonomiçeskoy inteqraüii Kavkaza. Mejdunarodnae nauçnae konferenüie «Kavkaz: Istorie, Sovremennostğ i qeopolitiçeskie perspektivı». Baku, 1998.

22:56 - 25/9/2006


Eldar İSLAMIYOV @ Ziya KENGERLİ - Küreselleşen Dünyada Kafkasya:

Kategori: Analiz

III. Kafkasya’da Entegrasyonun Esas Yönleri ve Aşamaları

 

Son dönemlere kadar SSCB’nin bir bütün olan politik coğrafyasında yer alan Kafkasya, şimdi değişik politik ve ekonomik çıkarların birleştiği ve kesiştiği noktada bulunmaktadır. [21] SSCB’den ayrılan diğer bölgelerden farklı olarak (Baltık, Merkezi Asya, Batı Slavyan Cumhuriyetleri) Kafkas   devletlerinin hukuki ve politik durumu dünya birliği, dünya devletlerinin durumundan farklıdır. Kafkasya kendisinin politik-hukuki ve sosyal-ekonomik bütünlüğünü kaybetmiştir. Kuzey  Kafkasya  Rusya   Federasyonu  yönetimindedir. Siyasi bağımsızlığını kazanmış üç Kafkas cumhuriyetinden ikisi, eski “efendisinin” etnik desteğine dayanan etnik azınlıklar tarafından yapılan çatışmalarla içten yıpratılmaya zorlanmış Azerbaycan ve Gürcistan, Batı yanlısı politika uygulamaktadır. Ermenistan ise, de-facto Rusya’nın uydusu olarak, Kafkasya’da onun politikasını uygulamak­tadır.

 

Kafkasya’nın politik zemininin çokyönlülüğü, Rusya’daki gelişim yönü belirsiz olan değişimlere doğrudan ve ya dolaylı bir şekilde katılması, bölgenin zengin karbohidrat kaynağı olmasına ve Merkezi Asya petrol ve doğal gazının dünya piyasasına taşınması için ulaşım koridoru rolündeki öneminin yanısıra, bölge devletlerinin kalkınma süreçlerinin zorlu aşamalardan geçmesi ve kırılgan yapılan konusu, Kafkasya’ya gerek araştırma­cıların, gerekse politikacıların ilgisini çekmektedir. [22]

 

Kafkasya’da çıkarı olan her bir devlet (Rusya, Türkiye, İran, ABD vb.) bölge ile ilgili kendi bakış açılarını ve kalkınma projelerini hazırlamak­tadırlar. [23] Kafkasya’daki duruma ve bölgedeki entegrasyon süreçlerinin gelişimine geleceğine ilişkin farklı görüşlerin varlığına rağmen, Kafkasya’nın geleceğini yeniden geleneksel Rusya faktörünün mü, yoksa gelecekte hız kazanacak yeni stratejik üstünlüklerin mi belirleye­ceği soruşma uygun olarak bu konudaki görüşleri ikiye ayırabiliriz:

 

• Yeni politik ilişkiler sisteminde bir bütün olan Kafkasya.

• Kafkasya’nın gelecekteki kalkınması, eski entegrasyon modelinin yeniden oluşturulmuş şeklidir.

 

Çoğu zaman bir geleneksel üstünlük faktörünün (Rusya) etkisinin diğerleri (Batı, Türkiye, İslam vb.) tarafından dışlanması, yeni stratejik üstünlükler olarak değerlendiriliyor. Bazen bu ikileme, bir “ağabey”in yerine diğerinin geçmesi adı da veriliyor. Kafkasya’daki entegrasyon süreçlerinin bu tür iki kutuplu şekilde sistemleştirilmesi çok basit görünüyor. Çağımızdaki durumun anlaşılması ve bölgesel entegrasyon birliklerinin yapılanması ile ilgili ilke ve gelişim yönlerinin belirlenmesi için tarih boyunca Kafkasya’da gerçekleşmiş entegrasyon süreçlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

A. Sorunun Tarihi

 

Kafkasya halklarının entegrasyon hareketi XVIII. yüzyıl sonunda Rusya’nın bu bölgede uyguladığı emperyalist politikaya tepki olarak başlamıştır. Uzun yıllar devam eden Rusya-Kafkasya savaşları Kuzey Kafkasya’nın azınlıkta olan halklarını bağımsızlık için birleşmeğe sevk etti. [24] Bu amaca ulaşmak için Şeyh Mansur’un 1785 tarihinde ortaya attığı ilk teşebbüs, Kafkasya halklarının devamlı entegrasyon birlik­lerinin oluşturulması ile sonuçlanamadı. [25] Bu harekat sonucunda Şeyh Şamil Kuzey Kafkasya’da sürekli entegrasyon birliği— imamlık oluşturabildi. Bu birlik ise, faaliyetini 1834-1859 tarihleri arasında sürdürebil­miştir. [26]

 

XX. yüzyıl başlarında Rusya imparatorluğunun dağılmasından sonra Kuzey Kafkasya’da entegrasyon süreçleri tekrar hız kazanmaya başladı. Sonuçta 1918-1920 tarihlerinde Kuzey Kafkasya halklarını birleştiren Dağlılar Cumhuriyeti kuruldu. [27] Nisan 1918 tarihinde ilk kez Kafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti ilan edildi. Bu entegrasyon birliği üç ay ayakta kaldı ve sonuçta onun yerinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti olmak üzere üç ayrı bağımsız devlet yaratıldı. [28]

 

Rusya’da  Bolşevik yönetiminin  güçlenmesi  sonucu   Kafkasya’da entegrasyon süreçleri yeniden başladı. 1922 tarihinde siyasî -ideolojik yapıda yeni entegrasyon birliği- Kafkasya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (KSFSC) kuruldu. Bu   birliğe   üye  olarak  Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan katıldı. Daha büyük entegrasyon birliği SSCB’nin dahilinde kurulmuş KSFSC sadece üçlü bir bölgenin merkez tarafından daha etkili şekilde yönetilmesi amacıyla oluşturulmuş geçici bir sistemdi. Belirli bir süre içinde bölgede etnik sorunların çözülmesin­den, Kafkasya’nın Rusya’ya entegresi tamamlandıktan sonra, 1936 tari­hinde KSFSC kaldırıldı. [29]

 

KSFSC ve Dağlılar Cumhuriyetinin kaldırılmasından sonra hukukî-ekonomik açıdan Kuzey Kafkasya Özerk Cumhuriyetleri[30] ve Kafkasya Cumhuriyetleri[31] birleşik Kuzey Kafkasya ekonomik bölgesine[32] entegre edildi. Bu bölgelerin de bir bütün olarak merkeze- Moskova’ya entegrasyonu sağlandı. Bu süreç SSCB’nin son yıllarına kadar devam etmiştir.

 

SSCB dağıldıktan sonra[33] XX yüzyıl başlarında olduğu gibi, büyük Kafkasya’nın güneyinde üç bağımsız cumhuriyet, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Cumhuriyetleri kuruldu. Kuzey Kafkasya’da ise, bağımsızlık uğruna entegrasyon süreçleri hızlanmağa başladı. Çeçenistan Cumhuriyeti 1992 tarihinde bağımsızlığını kazanarak bölg­eye liderlik etti. [34]

 

Kafkasya’daki entegrasyon süreçlerinin kısa tarihi analizi, onların belirli dönemlerde boy gösterdiklerini ve direk olarak Rusya’daki gelişmelerden etkilendiğini kanıtlamaktadır. Bu durumda Kafkasya’daki entegrasyon süreçlerinin hızlanması yeni, fakat zayıf birliklerin oluşması ve onların Rusya’da iç istikrarın sağlanmasından ve bölge üzerindeki etkisini güçlendirmesinden sonra parçalanması ile sonuçlanmıştı.

 

XX yüzyıl sonu- XXI yüzyıl başlarında yeni olağanüstü sosyal-politik durumun oluşmasıyla Kafkas devletleri bölgenin bir bütün olarak ve aynı zamanda bölge devletlerinin ayrı ayrılıkta kalkınmasını destekleye­cek bir sosyal-ekonomik birliğe entegre olma olanağına kavuşmuşlar­dır. Bu konu, Kafkasya entegrasyonunun gerçekçi bir modelinin hazırlanması ile mümkün olabilir.

 

B. Kafkasya’nın Entegrasyon Modelleri

 

Son dönemler Kafkasya’nın entegrasyonu ile ilgili ortaya atılmış modeller sayısızdır (Kafkasya Ortak Evi, Kafkasya Ortak Pazarı, Transkafkasya Birleşik Devletleri). Bu modellere üye olan devletlerin sayısı ikiden (Azerbaycan, Gürcistan) sekize (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Türkiye, Rusya, İran, ABD ve AB) kadar değişmektedir. Ayrı-ayrı devletlerin modellerdeki sayısı ve üye olarak modelde bulunma devamlılığı değişmekle beraber, bunlardan her biri belirli bazı sorulara çözüm bulmak için faaliyet göstermektedirler.

 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kafkasya’da barışı, istikrarı ve kalkınmayı sağlamak amacı ile “Özgür Kafkasya” fikrinin devamı olarak “Kafkasya Ortak Evi” [35] kurulmuş ve bu ise, “Özgür Kafkasya” fikrinin modernleştirilmiş ve yeni jeopolitik gerçeklere uyarlanmış bir görünümü idi.

 

Bu yönde ilk adım olarak 1989 tarihinde Kafkasya Dağlı Halkları Asamblesi kurulmuş ve 1991 tarihinde bu kurum Çeçenleri, Kabardinleri, Adıgeleri, Abazinleri, Abazaları ve Kafkasya’nın diğer halklarını birleştiren bir Konfederasyona dönüştürülmüştür. [36] Birinci aşamada “Ortak Kafkasya Evi” fikri Kuzey Kafkasya halkları arasında çok büyük ilgi yarattı. O zaman bu bölgesel entegrasyon Kuzey Kafkasya’nın birliği olarak değerlendiriliyordu. Fakat Kuzey Kafkasya’nın   özerk  yönetim   kurumları   için  gerekli   olan devlet bağımsızlığı, doğal zenginlik vb. koşulların olmaması, karşıya koyulan amacın gerçekleştirilmesini engelliyordu. Bu sorunları önceden gören Kuzey Kafkasyalı politikacılar Kafkasya entegrasyonuna doğrudan ilgi gösteren güney komşuları olan Azerbaycan ve Gürcistan'la işbirliğinin geliştirilmesinin gerekliliğini anlamaya başladılar.

 

Moskova'nın Kuzey Kafkasya'nın Özerk Cumhuriyetleri üzerinde yönetimini güçlendirmesi, onların Kafkasya entegrasyo­nuna serbestçe katılmalarını çok uzak geleceğe taşıdı. Öte yandan Ermenistan'ın Transkafkasya'da uyguladığı işgalci ve terörist siyaset bu devletin pratik olarak yakın gelecekte bölgesel entegrasyon birliğine katılmasını imkansız kıldı. Böylece, “Ortak Kafkasya Evi” fikri belirli bir zaman içinde bölgesel önem kazandıysa da, aslında gerçekleştirilmesi imkansız oldu.

 

Aynı nedenle bugün Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'ın beraber katılacakları Kafkasya entegrasyon modelinin gerçekleştirilme­si de imkansızdır. [37] Bu fikrin gerçekleştirilmesine engel, Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'daki topraklarını işgali[38] ve ayrıca Gürcistan'ın Samshe-Cavahetya bölgesinde Ermenilerin bölücülük poli­tikası yürütmesidir. [39] Azerbaycan'ın bu durumda, kendisine karşı işgalci politika izleyen Ermenistan'la ekonomik işbirliği yapmasına imkan bulunmamaktadır. “İkinci Karabağ sorunu”nun Cavahetya'da tekrarlan­ması tehlikesi ise, Gürcistan'ı Ermenistan'la dikkatli olmaya ve aynı zamanda Azerbaycan'a yaklaşmaya sevk ediyor. Kafkasya'da entegras­yon modellerinden birisi de, ilk olarak Azerbaycan ile Gürcistan'ın, son­raki aşamada ise, Ermenistan'ın da katılabileceği düşünülen “Kafkasya Birleşik Devletleri” (KBD) fikrinin gerçekleştirilmesidir.[40] Bu fikri önerenin düşüncesine göre, Abhazya, Güney Osetya ve Dağlık Karabağ'ın "federe birimler olarak ve ayrılmama şartıyla" KBD'ye girme­si Azerbaycan ve Gürcistan'ın kalkınmasını engelleyen bölücülüğe son verebilir.

 

Kafkasya'nın entegrasyon modellerinden birisi de, 1996 yılında Kislovodsk zirve görüşmelerinde Rusya tarafından önerilen “3+1” mode­lidir. Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Rusya'nın yanısıra Çeçenistan hariç Kuzey Kafkasya Özerk Cumhuriyetleri yöneticilerinin katıldığı bu zirvede Rusya tarafından "Rusya Federasyonun Kafkasya'daki çıkarları" ve "jeopolitik açıdan Kafkasya'nın Rusya'dan ayrılmasının imkansızlığı" fikri defalarca bildirilmişti. Rusya'nın Kafkasya entegrasyonu için sunduğu “3+1” önerisi bir tarafa uygun gelmesinden ve diğer tarafların işine yaramamasından dolayı proje halinde kaldı.

 

Aynı  zamanda, Kafkasya’nın büyük   bölgesel   sistemleri, örneğin  Avrupa  Birliğini ve Asya-Pasifîk bölgeyi birleştiren merkez olarak evrensel rolünün gerçekleşmesini hızlandıran bölgesel modellerin olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu model­lerden biri AGİT’in İstanbul zirvesindeki “3+3+2” (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan + Rusya, Türkiye, İran + ABD, AB) modelidir.

 

Kafkasya’nın   entegrasyonu   için   önerilen   modelleri   inceledikten sonra, şu esas grupları belirlemek mümkün:

 

Kuzey Kafkasya Özerk Cumhuriyetlerini ve Kafkasya’nın bağımsız devletlerini birleştiren “Ortak Kafkasya Evi” modeli;

 

Kafkasya’nın   bağımsız   devletleri   olan   Azerbaycan,   Gürcistan, Ermenistan’ı birleştiren modeller;

 

Kafkasya’nın bağımsız devletleri ve Rusya’yı birleştiren “3+1” modeli;

 

Üç bağımsız Kafkas devletini üç sınır devleti ve diğer dünya devlet­lerini birleştiren modeller (“3+3+2”).

 

Tüm bu projelerde ilgi çekici noktalar var ve proje yazarlarının kendi projelerinin geçerliliği için ileri sürdükleri görüşleri son derece inandırıcıdır.

 

Fakat bu modeller, Kafkasya entegrasyon fikrinin dünya birliği tarafından desteklenmesine rağmen, şimdiye kadar objektif ve sübjek­tif nedenlerden dolayı soyut modeller olarak kalmaktadırlar. Kanaatimizce, elde olan tüm modellerin entegrasyonun sosyo­ekonomik mekanizmasının harekete geçirebilmenin konseptüel esasını oluşturamaması için genel bir yetersizliği vardır: Bunun nedeni, Kafkasya entegrasyonunun tüm sorunlarının, onun yapısının, mekanizmasının ve hareket verici gücünün doğru bir biçimde yorumlanmamasıdır. Kafkasya’nın gerçekçi bir entegrasyon modelinin hazırlanması ve onun bu yönde gerçekleştirilecek somut faaliyetin esasına yerleştirilmesi, küresel ve bölgesel değişimleri göz önünde bulundurarak Kafkasya’nın dünya siyasî coğrafyasında yerinin ve rolünün belirlenmesini[41] ve ayrıca Kafkasya’nın siyasî ve coğrafî taksimi ile ilgili olarak kullanılan anlamların tekrar incelenmesini ve streotip usulden vazgeçilmesini gerektirir.

 

C. “Kafkasya” Anlamı Hakkında

 

“Kafkasya’nın jeopolitik anlamının bugünkü içeriği kendi bağlantıla­rı açısından Rusya’nın XV1II-XIX yüzyıllarda Kafkasya’yı işgali dönemine kadar uzanıyor. Rusya’nın Kafkasya’ya yerleşmesi sonucu bölge Kafkasya ve Transkafkasya olarak tanımlanıyor. Sonraki dönemde Transkafkasya’nın ele geçirilen arazilerinden kuzeyde bulunan yerler için ‘Kuzey Kafkasya’ ibaresi kullanılmaya başlanıyor.

 

“Transkafkasya”ınn adlandırması Rusya’nın bir dış politika konseptinin bir parçası olarak metropolün ele geçirilmiş böl­genin siyasi-idari taksimine bakışının ürünü idi. Doğal olarak, çoğu kez bölge halklarının çıkarları ve aynı zamanda bölgede kurulmuş olan ekonomik, kültürel ve diğer ilişkiler Rusya imparatorluğunun çıkarları karşısında hiçe sayılıyordu. Büyük Kafkasya dağlarının güneyinde bulu­nan arazilerin Kafkasya ile hiçbir ilgisinin olmadığını ve dışında bulun­duğunu kastetmiş oluyordu. Bundan dolayı işgal olunmuş Kafkasya’nın kuzey ve güneyinde oturan yerli halkların bölünmesini öngören bu kat­egori aslında Rusya İmparatorluğunun Kafkasya bölgesindeki siyasi amaçlarının belirtisi ve bu amaca ulaşmanın bir aracı olmuştu.

 

Tabii, “Transkafkasya” kategorisinin sadece coğrafî değil, aynı zamanda jeopolitik anlamı da vardı. Bunu “Transkafkasya”nın Rusya İmparatorluğu’nun Kafkasya bölgesinde güney devlet sınırlarına kadar uzandığından ve bu kategorinin ölçüsünün değişimlere bağlı olduğundan görmek mümkün. XIX yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğunun Kars vilayetinin Rusya tarafından işgal edilmesinden sonra, bu bölge Kafkasya’nın bir parçası olarak görüldü. Fakat Rusya’nın Kars, Ardahan ve Beyazıt bölgelerini kaybetmesinden sonra, siyasî ve tarihî belgelerde bu araziler Kafkasya’nın bir parçası olarak görülmüyordu. Bu araziler Kasım 1918 tarihinde kendisini bağımsız devlet ilan ederek, ‘Güney-Batı Kafkasya (Kars) Demokratik Cumhuriye­ti’ adını aldı.[42]

 

“Transkafkasya” kategorisi jeopolitik gerçekliği, yani Rusya’nın bölgedeki salt egemenliğini yansıtarak, XX yüzyılın 90’lı yıllarının başına kadar kullanıldı. Bölgenin jeopolitik paylaşımında Rusya mode­linden uzaklaşılmasının ilk adımı, “Transkafkasya”nın daha doğru olan ve Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı içine alan “Güney Kafkasya” kategorisi ile değiştirilmesi oldu.

 

“Güney Kafkasya” terimi daha önce kullanılan “Transkafkasya” kelimesi gibi Rusya’nın jeopolitik konumun ifade eder bir anlam taşımaktadır, çünkü Kafkasya’nın, Rusya Federasyonunun yönetiminde kalan Kuzey Kafkasya’dan farklı olarak, Rusya’dan ayrılan parçasını ifade ediyor. Kafkasya’nın iki parçaya bölünmesi, yine de Rusya ile bağımsız Kafkas devletleri arasındaki sınırlara uyarlanarak değerlendiri­liyor. “Güney Kafkasya” teriminin SSCB’nin dağılmasından sonra daha sık-sık kullanılmağa başlanılması da rast gele değildir. “Güney Kafkasya” kategorisi bölgenin yeni jeopolitik durumunun önemli yönünü- üç yeni bağımsız devletin kurulmasını yansıtıyor.

 

Tüm Kafkasya’nın geleceği için bu tarihi olayın değeri, bölgede gele­cekte bir bütün olacak Kafkasya’nın kurulmasının temelini atarak, Kafkasya’nın büyük halklarına bağımsız devletlerini vermiş ve onların yakınlaşmasına yol açmış olmasındadır.

 

Bununla ilgili olarak, “Kafkasya devleti” anlamının içeriğini açıklamaya ihtiyaç var. Öncelikle bu devlet her bir devlet için gerekli olan öğelere sahip olmalı ve arazi bakımından Kafkasya’da bulunmalıdır. Şimdiki durumda Azerbaycan ve Gürcistan sözünü ettiğimiz koşullara uygun, fakat Ermenistan, devlet olmasına rağmen Büyük Kafkasya dışında bulunmasından dolayı, onu “Kafkasya devleti” olarak kabul etmek imkansız. Rusya’ya gelince ise, bu devlet Kafkasya’nın sadece bir sınır bölgesi olarak kabul etmek mümkün, çünkü onun arazisinin çok az bir kısmı Kafkasya’ya bağlıdır.

 

Bu bakımdan “Güney Kafkasya” terimi bugünkü anlamıyla Kafkasya’daki jeopolitik süreçlerdeki değişimin mahiyeti ve içeriğini tam yansıtamamaktadır. Aslında burada söz konusu olan bir terimin diğeri ile mekanik bir biçimde, Rusya’nın eski Sovyet mekanı çerçevesinde Kafkasya’yı Kuzey ve Güneye (Transkafkasya) taksim eden eski değişiklik modeline dayanılarak yapılan bir değişikliktir.

 

Kanaatimizce, bu modelin önemli iki eksiği var. Birincisi, bu model eskimiş, çünkü Rusya’nın Kafkasya’da tek başına egemenliği dönemi­nin temelini oluşturan jeopolitik gerçeklik kaybolmuştur, ikincisi, söz konusu model Kafkasya’nın tarih boyunca oluşmuş sosyo­ekonomik, sosyo-kültürel ve etnik parametrelerini yanlış yansıtıyor. Bu yanlışlık öncelikle Türkiye’nin Kuzey-Doğu (Kars, Ardahan, Artvin, Iğdır vb.) illeri ile İran’ın Kuzey-Batı (Doğu Azerbaycan ve Batı Azerbaycan) bölgesinin Kafkasya sınırları içine katılmamasından kaynaklanıyor. Kafkasya’nın Rusya tarafından işgal edilmesinden yüzyıllar önce, bugün büyük çoğunlukla Kafkasya halklarının oturduğu adı geçen bu toprak­lar yüzyıllar boyunca aynı sosyo-ekonomik ve etno-kültürel mekanda bulunmuş ve dolayısıyla bu ülkelerin “Kafkasya” vilayetleri ve Rusya’nın Kafkasya bölgesi (Kuzey Kafkasya) olarak kabul edilebilirler.

 

Yaptığımız incelemeler sonucu Kafkasya bölgesinin aşağıdaki şekilde bir taksime tabi tutulabileceğini savunuyoruz:

 

-  Merkezi Kafkasya- üç bağımsız devleti- Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan’ı içine alan bölge;

- Kuzey Kafkasya - Rusya Federasyonunun sınırlarında bulunan özerk devlet birimlerini içine alan bölge;

-  Güney Kafkasya — Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile sınır komşusu olan Türkiye’nin illeri (Güney-Batı Kafkasya) ve İran’ın Kuzey-Batı bölgesi (Güney-Doğu Kafkasya).

 

Kafkasya’nın parametrelerinin belirlenmesi ve onun sosyo­ekonomik mekanının taksimi ile ilgili olarak teklif ettiğimiz model, kanaatimizce, bölgedeki çağdaş jeopolitik gerçekliği eksiksiz ve kesin olarak yansıtıyor, bölgenin tüm ülke, vilayet ve özerk kurumlarını kapsıyor ve bir sosyo-kültürel birlik olarak Kafkasya’nın tarih boyunca oluşa gelmiş özelliğini dikkate alıyor. Kafkasya bölgesinin merkez, kuzey ve güney kısımlarına bölünmesi Kafkasya’da entegrasyon süreç­lerinin ilkesel olarak yeni ve gerçekçi gelişme yollarını belirlemeye olanak veriyor. Aynı zamanda, Kafkasya’nın taksimi ile ilgili olarak sunulan öneride Ermenistan’ın “ikili” yeri olduğunu göstermemiz gerekiyor. Sunulan modelde Ermenistan Merkezi Kafkasya’ya dahildir, ancak Ermenistan’ı Güney Kafkasya’ya dahil etmek daha doğru olurdu, nitekim, bu ülkenin arazisi Büyük Kafkasya’nın dışında, Türkiye’nin (Güney-Batı Kafkasya) ve İran’ın (Güney-Doğu Kafkasya) bulunduğu bir arazide yer alıyor. Ermenistan’ın arazisi coğrafî bakımdan Güney Kafkasya sınırları içerisindedir. Bu durumda bazı faktörler Ermenistan’ı Güney Kafkasya’ya dahil etmeye imkan vermiyor. İlk önce buna neden Ermenistan’ın tarih boyunca SSCB’nin Transkafkasya ekonomik bölgesi dahilinde Azerbaycan ve Gürcistan’la gelişmiş sosyo-ekonomik ilişkilerinin, aynı politik ve hukuki ve sosyal-demografik parametrelerinin olmasını dünya birliğinde Azerbaycan ve Gürcistan’la beraber Ermenistan Kafkasya ülkeleri olarak değerlendirildiğinden dolayı, biz de Ermenistan’ı şartı olarak Merkezi Kafkasya’ya dahil ettik.

 

[21] Oadjiev K.S. Oeopolitika Kavkaza. M.,2001; Duqin A.Q. «Kavkazskiy vızov», Osnovı geopolitiki. Oeopolitiçeskoe buduhee Rossii. Mıslitğ prostranstvom. M., 2000; Deqoev V.V. Bolğşae iqra na Kavkaze: istorio i sovremennostğ. M., 2001; Kuliev Oasan. Oeopolitiçeskie kollizii Kavkaza. «Üentralğnae Azie i Kavkaz» NQ (3) 4,1999, s. 23-29

[22] Kavkaz: istorie, sovremennostğ i geopolitiçeskie perspektivı. Mejdunarodnae nauçnae konferenüio. Baku, 1998.

[23] Rossie i Zakavkazğe: poiski novoy modeli obhenie i razvitie v izmenivşemse mire. M., 1999.; Belıy A.V., Remaklğ G. Rossie i Zapadnae Evropa: qeopolitiçeskie interesı v Kavkazsko-Kaspiyskom reqione II Evropa i Rossie: Problemi öjnoqo napravlenie. Sredizemnomorğe - Çernomorğe — Kaspiy. M.,1 999; Çernovskiy S. Kavkazskae strateqio Vaşinqtona II Mejdunarodnae jiznğ, 1999 q., NQI; Onje: Zapadnao aktivnostğ v Zakavkazğe II Mejdunarodnaa jiznğ, 1998 q., N~6; On je: Öjnıy Kavkaz v planax NATO II Mejdunarodnae jiznğ., 1 998q.,sentebrğ; Pau F.de: Politika Turüii v Zakavkazğe II Spomıe qraniüı na Kavkaze. M., 1996; Naxavandi F. Rossio, Iran i Azerbaydjan. istoriçeskie istoki vneşney politiki Irana II Spomıe qraniüı na Kavkaze. M., 1996.

[24] Smirnov N.A. Politika Rossii na Kavkaze v XVI- XIX vekax. M., 1958 q.; Kokiev Q. Voenno- kolonizaüionnae politika üarizma na Severnom Kavkaze //Revolöüio i goreü, 1929 q. NQ 5(7)

[25] Smirnov N.A. Şeyx Mansur i eqo tureükie vdoxnoviteti II Voprosı tstorii, 1950, N~1 0; Skitskiy B.V. Soüialğnıy xarakter dvijenio imama Mansura. Ordjonikidze, 1933.

[26] Buşuev S.K. Borğba qorüev za nezavisimostğ pod rukovodstvom Şamilo. M.-L, 1939; On je: Oosudarstvennae sistema imamata Şamilo II istorik marksist, 1 937,Kiev, s.5-6.; Maqomedov R.M.Borğba qorüev za nezavisimostğ pod rukovodstvom Şamila. Maxaçkala, 1939; Oammer M. Şamilğ. Musulğmanskoe soprotivlenie üarizmu. Zavoevanie Çeçni i Daqestana. M., 1998; Deqoev V.V. İmam Şamilğ: prorok, vlasti-telğ, voin. M.,2001.

[27] Mezlukaev R.S. K istorii Oorskoy Avtonomnoy Sovetskoy Soüialistiçeskoy Respubliki. - V sb.: izvcstio Severo-0setinskoqo nauçno-issledovatelğskoqo instituta, t.20, Ordjonikidze, 1957.; Oorskae Avtonomnao Sovetskao Soüialistiçeskae respublika (OASSR), BSG, M., 1997, t.7, s.131.

[28] Zakavkazskiy Seym. Sovetskao istoriçeskao gnüiklopedie. M., 1964, t.5, s.599;

[29] Azizbekova P. i dr. Sovetskae Rossie i borğba za ustanovlenie i uproçenie viasti Sovetov v Zakavkazğe. Baku, 1969; Zakavkazskaa soüialistiçeskao federativnaa sovetskae respublika (ZSFSR). BSG, M., 1972, t. 9, 297 s.

[30] Severo-Kavkazskiy gkonomiçeskiy rayon. BSG, M., 1976, t. 23, s. 146-149

[31] Minü AA Respubiiki Zakavkazğe. M., 1969.

[32] Zakavkazskiy gkonomiçeskiy rayon. M., 1973.

[33] Lundestad Q. Kruşenie Sovetskogo Soöza. - V kn.: Vostok, Zapad, Sever, Öq. Osnovnıe napravlenie mej-dunarodnoy politiki. 1945-1996 q. M., 2002, s. 279-283.

[34] Nuxaev Xoj-Axmed. Çeçenüı skoree izmenet mir, cem izmenot svobode. Baku, 2002; Onje: Rossie i Çeçenio: Mir po formüle «Pobeda-Pobeda», 2002; Onje: Mı ne zainteresovanı v porajenii Rossii...», 2002; On je: Universalğnao formula mira. Baku, 2002.

[35] Aliev Rafik, «Kavkazskıy dom». Konüeptua)ğnao osnova ureguVırovarîıe konfi’ıktov v regıone. Juma «Kavkaz». 1997, NQ 1, s.16-21; Marnedov Rustam. Kavkazskıy obhı’y dom. Juma/ «Kav/caz». 1997, N- 2, s. 6-7; Xaladdin ibragimli. Kavkazskiy dom: mif i realğnostğ. Jurnal «Kavkaz», N~1, 1997, s. 12-14; H.Hüseynova «Azorbaycan Avropa inteqrasiya proses/ari sisteminde», Baki, 1998. s. 68

[36] Novae «Kavkazskao konfederaüia». Jurnal «Kavkaz». NQ 2,1997. s. 16-17.

[37] A. Qobl. Oeopolitika Post-sovetskoqo öqa Kavkaza. Jurnal «Kavkaz» NQ 2,1997, s.14-16

[38] İsmaylov M.A. Pravda ob armonskoy apressii. Baku, 1996; Asadov S. Terrorizm: priçina i sledstvie. Baku, 2001; O genoüide Azerbaydjanüev. Baku, 1998.

[39] D.Darqişvili. Öjnae Oruzie: vızovı i zadaçi bezopasnosti. Üentralğnae Azie i Kavkaz. 2000, NQ 1(7), s. 178-189.

[40] Soedinennıe Ştatı Zakavkazğe. Baku, Oazeta «Zerkalo», 15 Aprele 2000.

[41] Kovalğskiy N.A. Restrukturizaüie qeopolitiçeskoqo prostranstva ot Oibraltara do Kaspie v 70-e q. 11 Evropa i Rossie: problemi öjnoqo napravlenie. Sredizemnomorğe —Çernomorğe- Kaspiy. M., 1999.

[42] Oadjiev A. İz istorii obrazovanie i padenia Ögo-Zapadnoy Kavkazskoy (Karskoy) demokratiçeskoy respubli-ki. Baku, 1992.

22:53 - 25/9/2006


Sonraki Sayfa


Tanım
Kafkasya Araştırmaları ve Analizleri Sitesi
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- "Radio Liberty" ile "Kuzey Kafkasya Sürgünü"nün 143. Yıldönümü D
- Soykırım Bölgesi Soçi
- Marie Broxup – Kafkasya Müridizmi ve Sovyet Tarihçiliği
- M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey
- M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey
- M.Aydın Turan - "Kafkasya Komitesi" ile "Türkiye'deki Kuzey
- M. Aydın Turan - Çerkesya Üzerine Bir İngiliz Tüccarın Gözlemler
- M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka
- M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka
- M. Aydın Turan - Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavka